11 Eylül 2014 Perşembe

"Çörekotu"nun küçük kara tohumları, sağlıklı bir hayatın anahtarı...


 


Çörekotu ile ilgili araştırmalar yapıldıkça hepsinde sevindirici, hastalıkları iyileştirici sonuçlar elde ediliyor. Küçük kara tohumlar sağlıklı hayatın kapılarını açıyor…


Bitkiler tabiat yaratıldığı günden bu yana var. Aslında derdi veren Yaradan, dermanını çok önceden vermiş insanlara…
Batı tıbbının ve sentetik ilaç sanayinin gelişmesi, tüm dünyaya büyük gösterilip pazarlanması ile hastalıklar ortadan kalkmadı aksine daha da arttı! Şimdilerde dünya genelinde acılarla bilinçlenen insanlar çareyi asıl yerinde tabiatta arıyor ve sonuca da ulaşıyorlar…

Çörekotu ile ilgili bize yol gösterecek en önemli açıklama, Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) 14 asır önce buyurdukları (Buhârî, Tıbb, 7; Müslim, Selâm, 88) “ÇÖREKOTUNA KIYMET VERİN. ZİRA O ÖLÜMDEN BAŞKA HER DERDE ŞİFADIR” hadisidir.

Ancak asırlar boyunca bu sözün hikmetini anlamak ve anlatmak çok az insana nasip olmuş!
Her şeyin bir zamanı olduğunu ve takdir edilen zamandan önce hiçbir şeyin açıklanamadığını bu olayla bir kez daha anlıyoruz…

Zamanı gelmeden çiçek açmıyor! Zamanı gelince de Yaradan’ın verdiğine kimse engel olamıyor…
Maren Franz adlı bir Alman çörekotunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları 1990’lı yıllarda bir araya getiriyor. Hem de, Sevgili Peygamberimiz’in çörekotuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek…

Günümüzde özellikle ABD ve Avrupa’nın büyük ülkelerinde çörekotuna talep çok artmış, istekler karşılanamaz hâle gelmiştir. Almanya’da ise çöreotu tohumu ve yağı, saf veya hap şeklinde eczanelerde ve baharatçılarda yer almaya başlamıştır.

Sağlıklı bir yaşam için öncelikle bağışıklık sistemimizin güçlü olması gerekiyor. Vücudun direnci sağlam olunca kişi genelde iyi hissediyor ve nâdiren hastalanıyor, çünkü rahatsızlıklara karşı direnci fazla oluyor. Böyle olunca da vücud mikrop, virüs ve mantarlarla baş edebiliyor…

Bağışıklık sistemi zayıfladığında hastalıklar ortaya çıkmaya başlar
•Mikroplu hastalıklar, bilhassa sık sık grip olma ve mesane iltihabı.
•Deri, mukoza ve bağırsakta mantarların oluşması.
•İnatçı herpes (uçuk).
•Sindirim sistemi bozukluklarından meydana gelen ishâl ve zayıflama.
•Kaşıntılı deri hastalıkları.
•Kronik (müzmin) rahatsızlıklar.
•Kanda dolaşım bozukluğu, yüzde belirli solukluk.
•Kronik yorgunluk.
•Cinsî isteksizlik.
•Uyku bozuklukları
Bu hastalıklara yakalanmamak için bağışıklık (immun) sistemimizin kuvvetli olması gerekir. Çörekotu, vücudun bağışıklık dediğimiz, savunma sistemini dengelemekte ve mümkün olduğu kadar iyi çalışmasını sağlamaktadır.

Çörekotunun etken maddeleri
100 gr. çörekotu tohumunda yüzde38 karbonhidrat, yüzde35 çeşitli yağlar, yüzde21 oranında da albumin bulunur. Geri kalan yüzde6 ise, yüzden fazla maddeden oluşur. Bu orana çok değerli olan doymamış yağ asitleri de dahildir. Linolen asidi, alfa linolenasidi ve iç yağı bunlar arasındadır. Eterli yağlar olarak nigellon, alfa-pinen vb. mevcuttur. Çok az miktarda bazı vitaminler (B1, B2, B6, niacin), mineraller (demir, kalsiyum, magnezyum, çinko ve selen) ve amino asitleri vardır.
Doymamış yağ asitleri, metabolizmaya yardım eder. Hücrelerin büyümesi, gelişmesi ve yenilenmesinde yine buna ihtiyaç vardır. Ayrıca vücudun ihtiyacı olan hormonların gelişmesinde yardımcı olur. Yine alerjik sinyaller gönderen histamin gibi maddelerin artmasını engeller.

İşte doymamış yağ asitlerin faydaları
•Hormonların yapımına katkıda bulunduklarından, sağlıklı bir savunma-hormon ve sinir sisteminin oluşumunu sağlar.
•Savunma ablukasının kaldırılmasında yardımcı olur.
•Savunma hücrelerinin gereğinden fazla çalışmasını engeller.
•Hücrelerin dağılımı, yenilenmesi ve hücre duvarlarının sağlam olmasına katkıda bulunur.
•Kandaki kolesterolü normale döndürür.
•Kan damarlarının gerginleşmesini ve dolaşım hızını tanzim ederek tıkanmayı önler.
•Tansiyonu düşürüp damar sertleşmesi ve kalp enfarktüsü riskini azaltır.
•Yaraların çabuk iyileşmesine, derinin pürüzsüz olmasına yardım eder.
İnsan vücudu, doymamış yağ asitlerini üretemediği için, dışarıdan almaya mecburdur. Bir gram saf çörekotu yağı, bu açıdan günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.

Çörekotunun diğer tesirleri
•Çörek otundaki nigellon ve alfa-pinen gibi eterli yağlar, solunum borusunu genişletip kramp gidericidir. Ayrıca ifrazı geliştirip öksürüğü hafifletir. İltihap giderici, ağrı dindirici ve idrar söktürücüdür. Devamlı kullanımda kan şekerini düşürür.
•Çörek otundaki B1, B2 ve B6 vitaminleri, birçok enzimlerin üretiminde önem taşır. Zira bunlar, savunma ablukalarını yok eder ve boyun altı bezini; dolayısı ile savunma sistemini güçlendirir.
• Beta karotin, A, E ve C vitamini, selen gibi antioksitler vücudun savunma sistemini güçlendirir. Selen, vücudun zehirli maddeleri atmasında yardımcı olur.

Çörekotunun faydaları
•Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.
•İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.
•Kan şekerini düşürür.
•Damar hastalıklarını önler.
•Hazmı kolaylaştırır.
•Vücuttaki zehirleri süzerek atar.
•İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.
•Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.
•Alerjiyi önler.
•Savunma sistemini dengeler.
•Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

Müzmin hastalıklara şifa
•Çörekotu, çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.
•Çörekotu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.
•Egzamalı deriye sık sık çörekotu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.
•Hazım zorluğu ve mide şişkinliklerinde rahatlatıcı etkiye sahiptir.
•Hemoroide iyi gelir, çünkü damarları güçlendirir ve kan dolaşımını hızlandırır.
•Romatizma, şeker hastalığı ve kolesterolün yükselmesi gibi metabolizma hastalıklarına faydalıdır.
•İktidarsızlık ve kısırlıkta yine yarar verici tesire sahiptir. Çünkü çörekotu, cinsî hormonları tanzim etmekte, bedenî ve ruhî olarak zindelik ve dinçlik vermektedir.
•Çörekotu yağı kadınlardaki ay hâli sancıları ve diş ağrılarına karşı yine başarıyla kullanılmaktadır.

Sağlıklı olmak için çörekotu kürü:
Tabii muhtevası ile savunma sistemine, metabolizma ve hormonlara iyi gelen çörekotu, vücudu toksin adı verilen zehirli maddelerden temizler, kan dolaşımını güçlendirir ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cildi parlaklaştırır. Düzgün bir cilde, parlak saç ve gözlere sebep olur. Sağlıklı ve hayat dolu bir görünüm sağlar. Çörekotu kürü: 1 tatlı kaşığı saf doğal bal ve 1 çay kaşığı çörekotu tohumunun karıştırılıp, sabahları aç karnına uygulanabilir. (Ortalama 20 veya 30 gün)

Bilim çörekotu mucizesini her hastalık üzerinde araştırıyor
Laboratuar araştırmaları, çörekotunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve buna bağlı olarak vücudu tahrip eden mikroplara ve virüslere karşı gücünü, ayrıca kansere karşı direncini artırdığını ortaya koymuştur. Bugün Amerika'nın en büyük enstitüsünde Dr. Ahmed el-Kâdî ve Dr. Üsame Kandil ileri safhadaki kanser ve aids hastalarına bala katılmış çörekotu vermektedirler.

Londra Kings College Üniversitesinde yapılan bir çalışma 1997 yılında yayınlandı. Yapılan araştırmada çörekotunun iki çeşit yağ ihtiva ettiği ortaya kondu. 

Bunlar yüzde0.45 oranında anti enflamatuar (iltihap önleyen) özelliğe sahip olan uçucu yağ, diğeri ise yüzde33 oranında sabit yağdır. Çörekotunun uçucu yağının romatizma gibi, eklem hastalıkları iltihabını hafifletmede etkin olduğunu ifade eden araştırmacılar, bazı mikropların etkinliğini yavaşlattığını ve iltihap oluşmasını engelleyici bir özelliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur.

Karaciğeri tahripten koruyor
Demmam Kral Faysal Üniversitesinden Dr. el-Ğâmidî, yaptığı bir çalışmada çörekotu çözeltisinin fareler üzerinde karaciğeri carbon tetrachloride adındaki zehirli maddeye karşı korumadaki etkisini ortaya koymuştur. Çörekotu verilen farelerde karaciğer enzim düzeyi daha düşük çıkmıştır. Bunun yanında karaciğer dokusu üzerine zehirli maddelerin etkisi ise daha az görülmüştür. Bu araştırma 2003 Mayısında Am J. Clin Med Dergisinde yayınlanmıştır.

Bir başka araştırma 2003 Eylül'ünde Phytother Res Dergisinde yayınlanmıştır. Bu makalede araştırmacılar carbon tetrachloride gibi zehirli maddeler verilen farelerde çörekotu tedavisi neticesinde karaciğer tahribatının daha az olduğunu ortaya koymuştur.

Karaciğer kanserinden koruyor
J. Carcinog Dergisinin 2003 sayısında yayınlanan bir çalışmaya göre Sri Lanka Kelaniya Üniversitesinden uzmanlar diethylnitrosamine vererek karaciğer kanseri oluşturdukları 60 fare üzerinde araştırma yapmışlar, bu farelerden bir grubuna çörekotundan bir karışım verilirken, diğer gruba sadece ot verilmiştir. Daha sonra araştırmacılar bu fareleri on hafta süreyle izlemeye almışlar ve deney farelerinde karaciğer dokusunu inceledikten sonra kanser etkisinin şiddetinin çörekotu karışımı ile tedavi edilen farelerde daha az olduğunu ortaya koymuşlardır. Araştırmacılar buradan bu çeşit maddelerin karaciğeri kanserojen etkilerden korumada payı olduğu sonucunu çıkarmışlardır.


Kolon kanserinden koruyor
Mısır Tanta Üniversitesinden araştırmacılar bu çörekotunun kolon kanseri üzerindeki etkisini araştırmışlar, araştırmalarını 2003 Şubatında Nutr Cancer Dergisinde yayınlamışlardır. Araştırmacılar 45 fareye kolon kanserine yol açan kimyasal madde vermişler, 30 fareye de ağız yoluyla çörekotu yağı içirmişlerdir. Deneyin yapılmasından on dört hafta sonra çörekotu yağı verilen farelerde kolon, karaciğer veya böbrek üzerinde herhangi bir kanserli değişiklik olmadığını görmüşlerdir. Bu da bize çörekotunun uçucu yağının kolon kanseri oluşumunu engellemedeki gücünü göstermektedir.

Meme kanserini önlüyor
A.B.D Jackson Mississipi Üniversitesinde yapılan ve Bio Med Sci Instrum Dergisinde 2003 yılında yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar çörekotu özü kullanmanın meme kanseri hücrelerini yavaşlatmadaki etkisini ortaya koymuşlardır.

Şeker hastalarında şekeri düşürüyor
2003 Aralığında Tohoku J Exp Med Dergisinde yayınlanan bir çalışmada Türkiye 100. Yıl Üniversitesinden araştırmacılar şeker hastalığına yakalattıkları 50 fare üzerinde deney yapmışlardır. Bunu farelere karın zarından (periton) girerek streptozotocin maddesi vererek yapmışlardır. Bundan sonra fareler iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba otuz gün süre ile her gün karın zarından (periton) uçucu çörekotu yağı verilmiştir. Diğer gruba ise çörekotu yağı içermeyen tuzlu bir sıvı verilmiştir. Araştırmacılar şeker hastalığına yakalanmış farelerde çörek otu yağının kanda şeker oranını düşürdüğünü ve insülin miktarını arttırdığını tespit etmişlerdir. Ayrıca çörekotu yağı insülin salgılanmasından sorumlu pankreasta beta hücrelerini harekete geçirip, çoğaltmıştır. Bu da çörekotunun şeker hastalığının tedavisinde yardımcı olabileceğini ortaya koymaktadır.

Japonya'da yapılıp 2002 Aralığında Ress Vet Sci Dergisinde yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar çörekotu yağının şeker hastalığına yakalandırılan farelerde insülin salgısını arttırdığını tespit etmişlerdir. Deney farelerinde çörekotu yağı kanlarında şekerin düşmesine yol açmıştır.

Dr. Muhammed ed-Dehâhınî'nin 2002 yılında Planta Med Dergisinde bir araştırması yayınlanmıştır. Doktor bu çalışmasında kan şekerini düşüren çörekotu yağının etkisinin kanda insülin miktarını arttırarak değil, aksine pankreas harici bir yoldan sağlamış olabileceğini ileri sürmüştür.

Türkiye'de 100. Yıl Üniversitesinde yapılıp, 2001 yılında yayınlanan bir araştırmada bu kez Yeni Zelanda tavşanları kobay olarak kullanılmıştır. Tavşanlar iki gruba ayrıldıktan sonra bir grup şeker hastası yapılmış ve ağız yoluyla iki ay süreyle günlük olarak çörekotu özü ile tedavi edilmiştir. Araştırmacılar bu inceleme sonunda çörekotu özüyle tedavi edilen tavşanlarda kan şekerinin düştüğünü, bunun yanında damar sertliği oluşumunu azaltmada rolü olan antioksidan maddelerin arttığını tespit etmişlerdir.

Alerjik hastalıkları tedavi ediyor
Berlin (Almanya) Charite Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre araştırmacılar alerjik hastalıklara yakalanmış 152 hasta üzerinde bir çalışma yapmışlardır. (Bu hastalarda alerjik burun iltihabı, astım ve egzama hastalıkları bulunmaktaydı .) Yapılan çalışma Tohoku J Exp Med Dergisinin 2003 sayısında yayınlanmıştır. Bu alerjik hastalar, çörekotu yağı ihtiva eden kapsüllerden günlük 40- 80 mg. arası verilerek tedavi edilmişlerdir. Hastalardan bu deney süresince özel ölçüm araçlarıyla kendilerindeki belirtileri kaydetmeleri istenmiştir.

İmmunglobilin- E (IgE) ölçümü gibi laboratuar tetkikleri ile hastaların akyuvar sayısı, cortizol hormon düzeyi, iyi huylu (HDL) ve kötü huylu (LDL) kolesterol düzeyleri ölçülmüştür. Yapılan çalışmalar astım veya alerjik burun iltihabı ya da egzama hastalığına yakalanmış kişilerde belirtilerin iyiye doğru gittiğini ortaya koymuştur. Bu hastalarda trigliserid düzeyi hafif miktarda düşmüş, buna karşılık faydalı kolesterol düzeyi açık biçimde yükselmiştir. Diğer yandan da cortizol veya lenfositlerde kayda değer bir etki görülmemiştir.
Alman araştırmacılar, yaptıkları deneyden çörekotu yağının alerjik hastalıklarda ek bir ilaç olarak etkin olduğu sonucunu çıkarmışlardır.

Solunum yolu hastalıklarında kullanılıyor
Riyad Kral Suud Üniversitesinden araştırmacılar çörek otu yağının antı enflamatuar etkisini kobay olarak kullandıkları Hint domuzunun (Guinea Pig) nefes borusu (Trachea) üzerinde araştırmışlardır. Araştırma neticesinde anti enflamatuar etkinin nefes borusu adaleleri üzerinde gevşetici bir role sahip olduğunu görmüşlerdir. Bir başka ifadeyle çörekotu yağının anti enflamatuar özelliğinin nefes borusu adalesini genişlettiği ortaya çıkmıştır. Bu da nefes darlığının tedavisine yardımcı olmaktadır.

Mide hastalıklarında koruyucu
Kahire Üniversitesinden araştırmacılar midelerinde yara açtıkları fareler üzerinde deneylerde bulunmuşlar ve denek farelerini, çörekotuyağı veya (içindeki etkin özellik) anti enflamatuar ile tedavi etmişlerdir. Yapılan deney, bu iki maddenin mide zarını tahriş edici etkenlerden veya mideye zararlı yaralardan koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İskenderiye Üniversitesinde görevli ve çörek otu alanında uluslararası üne sahip büyük uzman Dr. Muhammed ed-Dahâhınî bu konuda bir çalışma yapmıştır. Dahâhınî, fareler üzerinde yaptığı çalışmada çörekotunun alkolün sebep olduğu tahrişlerden mide zarını koruyucu etkisini incelemiştir. Bu araştırma neticesinde çörek otu yağının alkolün sebep olduğu mide tahrişlerine karşı etkin koruyucu bir tesiri olduğunu ortaya koymuştur.

Böbrekte meydana gelen olumsuz etkileri yavaşlatıyor, böreği hasta olmaktan koruyor
Ezher Üniversitesinden araştırmacılar çörekotundaki anti anti enflamatuar özelliğin böbrek rahatsızlığına olan etkisi üzerine bir çalışma yapmışlardır. Doxorubicin maddesi vasıtasıyla fareler üzerinde yapılan çalışmada anti enflamatuar (çörek otundaki etkin özellik) idrar yoluyla protein ve albümin atımını yavaşlattığı tespit edilmiştir. Ayrıca çörek otunun böbrekte meydana gelen olumsuz etkileri yavaşlatan anti oksidan madde içerdiği görülmüştür. Bu da anti enflamatuar özelliğin böbreği hasta olmaktan koruyan bir rolünün olabileceğini göstermektedir.

Kalp ve damarları koruyucu etkisi
Bilim adamları, hastaya vitamin (folikasit, vitamin B 6, vitamin B 12) verilmesinin kandaki homocysteine düzeyini düşürdüğünü saptamışlar. Buradan hareketle araştırmacılar, Kral Suud Üniversitesinde (Suudi Arabistan) çörek otunun kandaki homocysteine düzeyine olan etkisini incelemişler. Yapılan bu çalışma 2004 ocağında Int J Cardiol Dergisinde yayınlanmıştır.
Araştırmacılar bir hafta boyunca otuz dakika süreyle bir grup fareye çörek otunda bulunan anti enflamatuardan 100 mg. vermişlerdir. Bunun neticesinde anti enflamatuar özelliğin kanda homocysteine maddesinin yükselmesine karşı etkili olduğunu tespit etmişlerdir. (Doğal olarak farelere bu deneyden önce homocysteine maddesinin düzeyini yükseltecek ilaç verilmiştir.)
Homocysteine maddesinin kandaki yüksekliği trigliserit, kolesterol ve vücuda zararlı oksidan maddelerin düzeyinin yükselmesine yol açmaktadır. Araştırmacılar çörekotu özünün homocysteine düzeyinin yüksekliğine eşlik eden zararlı maddelerin azalmasına yol açtığını görmüşlerdir. Bu, çörekotu yağının homocysteine düzeyinin yüksekliği ile ona eşlik eden kan yağlarının yükselmesi neticesinde meydana çıkan zararlı etkilerden kalbi ve damarları korumasının mümkün olduğu anlamına gelmektedir.

Antioksidan maddeler içeriyor
J Vet Med Clin Med Dergisinin 2003 Haziran sayısında bir araştırma yayınlandı. Bu çalışmayı yürüten doktorlar carbon tetra celoride verilen farelerde çörekotunun antioksidan olarak etkilerini tespit etmek için bir deney yaptılar. Bu deney 60 fare üzerinde gerçekleştirildi ve birçok fareye karın zarından (periton) girerek çörekotu yağı verildi. Bu deney 45 gün sürdürüldü. Deney neticesinde araştırmacılar çörekotu yağının lipid peroxidation düzeyini düşürdüğünü, buna karşılık antioksidan maddeleri arttığını tespit ettiler. Bilindiği üzere antioksidan maddeler, vücudu birçok dokuda tahribat oluşturan ve damar sertliği, kanser, bunama ve benzeri birçok hastalığa yol açan serbest radikallerin etkisinden korumaktadır. Drug Chem Toxicol Dergisinin 2003 Mayıs sayısında yayınlanan bir başka araştırma çörekotu yağında antioksidan maddenin bulunduğunu ortaya koydu.

Çörekotu ve kolesterol
Kazablanka (Fas) Kral II. Hasan Üniversitesinden araştırmacılar çörek otunun farelerde kolesterol ve kan şekeri düzeyine olan etkisini araştırdılar. Bu çalışmada farelere on iki hafta boyunca 1 mg. çörekotu yağı verildi. Yapılan deneyin sonunda farelerin kanında kolesterolün yüzde15, trigliseritin yüzde22, kan şekerinin yüzde16.5 azaldığı, buna karşılık hemoglobin miktarının yüzde17.5 arttığı görüldü.
Dr. Muhammed Dahâhınî'nin 2000 Eylül'ünde bir Alman dergisinde yayınlanan çalışması, çörekotu yağının farelerde kolesterol ve trigliserit düzeyini düşürdüğünü ortaya koydu.

Tansiyonu dengeliyor
Kazablanka (Fas) Therapi Dergisinin 2000 sayısında yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar günlük olarak 0.6 mg. alınacak çörek otu özünün idrar söktürdüğünü ve tansiyonu düşürdüğünü tespit ettiler. Çörekotu özü ile tedavi edilen farelerde tansiyon yüksekliği ortalama olarak yüzde22 oranında düşerken, nidilat hapı verilerek tedavi edilen farelerde yüzde18 oranında düştüğü görüldü. (Nidilat, tansiyon düşürücü etkisi bilinen meşhur bir haptır.) Çörekotu ile tedavi edilen farelerde idrar miktarı da artmıştır.

Romatizma ağrılarını dindiriyor
Ağa Han Üniversitesinden (Pakistan) araştırmacılar, Phytother Dergisinin 2003 Eylül sayısında yayınlanan bir çalışmalarında aşağıdaki soruyu gündeme getirdiler: Romatizma hastalığına yakalanmış olan kimselerde mafsal iltihabının hafifletilmesinde çörekotu ne gibi bir rol oynamaktadır? Doktorlar tarafından bilinen vücutta fagostik hücrelerin (macrophages) ürettiği bir madde olduğu ve bu maddenin nitric oxsid adını aldığı bilinmektedir. Bu madde iltihap olayında arabulucu bir rol oynamaktadır. Araştırmacılar çörekotu özünün nitric oxsid üretimini yavaşlattığını tespit etmişlerdir.
Demmam Kral Faysal Üniversitesinden Dr. el-Ğâmidî'nin J Ethno Pharmacol Dergisinin 2001 sayısında yayınlanan bir araştırmasına göre çörekotunun eklem iltihaplarına karşı yatıştırıcı bir etkisi bulunmaktadır. Bu özellik çörekotunun bu etki mekanizmasını anlamak için daha fazla çalışma yapılmasına kapıyı aralayacaktır.

Kanı sulandırıyor
Demmam Kral Faysal Üniversitesinde (Suudi Arabistan) fareler üzerinde yapılan bir çalışma çörek otu yağının pıhtılaşma faktörlerine karşı etkisini ortaya koymuştur. Denek fareler çörekotu yağı ihtiva eden unla beslenmiştir. Araştırmacılar normal unla besledikleri farelerle bu fareleri mukayese etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuç pıhtılaşma faktörlerinde bazı değişikliklerin görüldüğüdür. Farelerin kanında fibrinojen maddesinin yükseldiği görülmüştür ve prothrombin zamanı uzamıştır. Bu da bize çörekotu yağı kullanarak farelerde kanı pıhtılaştıran faktörde değişiklikler meydana getirme imkanı olduğunu göstermektedir.

Mikropları öldürüyor
Kahire Üniversitesinden Dr. Mürsî Acta Microbiol Pol Dergisinin 2000 sayısında yayınlanan bir araştırmasında çörekotunun mikroplara olan etkisini incelemiştir. Doktor, gram pozitif boyadan 16, gram negatif boyadan 6 çeşit üzerinde incelemede bulunmuştur. Bunun neticesinde bazı mikrop türlerinin çörekotu özüne karşı olumlu cevap verdiği ortaya çıkmıştır. 

Mantarı durduruyor
Ağa Han Üniversitesinde (Pakistan) yapılan bir çalışma Phytother Res Dergisinin 2003 Şubat sayısında yayınlanmıştır. Bu çalışmada kandidiyasiz (candıda albıcans) hastalığına yakalandırılan fareler çörekotu özüyle tedavi edilmiştir. Araştırmacılar candida albicans mantarlarının gelişiminde çok büyük oranda gerileme olduğunu görmüşlerdir. Dr. Ağa Han araştırmasının sonunda şöyle demiştir: "Bu çalışmanın neticesi, çörekotunun mantarların tedavisinde faal olduğunu ortaya koymaktadır."
Bu sonuçlar, çörekotunu “ölümden başka her derde deva” olarak tarif eden Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.) yüceliğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Çünkü Efendimiz(s.a.v.) çörekotunun daha yeni keşfedilen bu mucizevî özelliklerini asırlar öncesinden görmüş ve bunu da, kıyamete kadar gelecek olan insanların en iyi anlayacağı şekilde ifade etmiştir.

Böyle bir doğa harikası şifalı bitki varken, sentetik ilaç üretmeye ve tüketmeye gerek var mı?

Kaynak: www.iyibilgi.com / Nihal Doğan
Maren Franz/ Tabiattan Gelen Şifâ Kaynağı Çörekotu
Doç. Dr. Sefa Saygılı / Psikiyatrist
Dr. Hasan Şemsi Paşa/ Kalp Hastalıkları Uzmanı






10 Eylül 2014 Çarşamba

Bu kitap kokulu gülün eski tıptaki tedavi edici etkisini anlatmaktadır







Gül Gül Suyu & Tarihte Tedavide ve Gelenekteki Yeri - Prof. Dr. Ayten Altıntaş

Bu kitap kokulu gülün eski tıptaki tedavi edici etkisini anlatmak amacıyla hazırlanmıştır.

Eski tıbbın ilaçları arasında yer alan gül, yılların tecrübesi ve süzgecinden geçerek Osmanlı tıbbında da yer edinmişti. Tedavi amacıyla kullanılan gül suyu, gül macunu, gül şerbeti, gül yağı formülleri bugünkü tıbba tanıtılmak istendi. Bu amaçla kısa da olsa gülün tarihteki, edebiyattaki, mitolojideki ve sanattaki yerine değinildi. Bu serüven inanılmaz zenginlikteydi ve bu kitapçığın sınırları içine ancak bir damlası konabildi.

Güzel kokunun insanlık tarihindeki önemi, nasıl üretildiği, ticareti, kullanılışı ve bu kapsamda güzel kokunun en narin kaynağı olan gül anlatılmaya çalışıldı. Gülün damıtılması ile elde edilen gül suyu hem koku dünyasının vazgeçilmeyeni hem de ilaçların ham maddesi idi Osmanlı hekimlerinin vurgulayarak tekrar ettikleri şey; gül suyunun beyni ve aklı güçlendirdiği, ruhsal ve duygusal yapıları kuvvetlendirdiği, beden ve yaşam gücünü arttırdığı, heyecandan oluşan kalp atışlarını düzenlediği, baş arısını ve mide bulantısını geçirdiği, göz ağrılarını, göz kızarıklıklarını tedavi ettiğidir....

İşte Prof. Dr. Ayten Altıntaş’ın iki özel reçetesi:

GÜL MASKESİ
Tarihin her döneminde kokulu gülün güzellik malzemesi olarak kullanılması boşuna değilmiş. Yeni yapılan bilimsel araştırmalar gülün gençleştirici, kırışıkları giderici ve onarıcı etkisini ispat ettiler. Bu etki gülün kendisinde, haşlanmış gülde, gülsuyunda, gül yağında da var, belki daha ispat edilmeyen başka etkileri de.

Gülü basit ve etkili olarak maske şeklinde kullanabilirsiniz.

Taze gülleriniz varsa onları parmaklarınızla ezip göz kenarlarına veya yüzünüze sürebilirsiniz. Yeteri kadar taze gülünüz varsa ve tam bir maske uygulamak istiyorsanız o zaman ufak bir blendere (karıştırıcıya) ihtiyacınız olacak. Bir avuç ayıklanmış gülü blendere koyun, içine bir yemek kaşığı gülsuyu ilave edin ve parçalayın.
Gülsuyu ilave etmezseniz macun haline getiremezsiniz! Bu macunu hemen yüzünüze sürüp kurumaya bırakın. Ne kadar kalsa o kadar iyidir. Bu maskeyi elleriniz için de uygulayabilirsiniz. Gülleriniz kurutulmuş gül ise, bir gece önce yeteri kadar gülsuyu ile ıslatın.

Ertesi sabah (çalışan kadınlar için akşam olabilir) blenderde parçalayın ve maskeyi uygulayın. Gülleriniz macun haline gelmiyorsa, kuru gülleri gülsuyunun içinde hafifçe pişirin. Gülsuyunu biraz daha fazla koyup, küçük bir tencerede ve kapağı kapalı bir şekilde 5 dakikayı geçmeyecek şekilde pişirebilirsiniz. Sonra hemen blendere aktarıp parçalayın ve ılık ılık yüzünüze uygulayın.

GÜL SİRKESİ
Güllerin açtığı mevsim organik sertifikalı güllerden alınır. 500 gr gül temizlenir, ayıklanır. Büyük bir cam kavanoza konulur. İçine fermantasyon yapması için 2 büyük kaşık bal veya şeker konulur. Güllerin üstünü örtecek kadar sıcak su ilave edilir. Hepsinin üzerine maya olarak 3 kaşık hakiki natürel elma sirkesi konur karıştırılır. Kavanozun kapağı kapatılır ve mutfağın ılık bir yerinde bekletilir.
Bir ay sonra tadına bakılır, istenilen kıvama gelmemişse bekletilmeye devam edilir. Sirke istenilen keskinliği sağladığında süzülür ve cam bir şişeye alınır. Buzdolabına konulur. Hazmettirici özelliği çok belirgin olan bu sirkeyi et yemeklerinin yanında hazırladığınız ot salatalarında bolca kullanabilirsiniz.

Prof. Dr. Ayten Altıntaş kimdir?

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunudur. 1975 yılından beri tıp tarihi çalışmaları içindedir. 1980 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi kadrosuna geçmiş, 1982 yılında Doktor, 1988 yılında Doçent, 1996 yılında Profesör unvanını almıştır. Çalışmalarında öğrenci eğitimini her zaman ön planda tutmaktadır. Tıp tarihi dışında “tıpta etik” de diğer bir uzmanlık alanıdır. Altıntaş araştırmalarını öncelikle “Türk tıp eğitimi” konularında yoğunlaştırmış, daha sonra “Osmanlı tıbbında tedavi” konusuna ağırlık vermiştir. Gül, bu çalışmaların ürünüdür. Araştırma makaleleri, kongre bildirileri ve kitap bölümleri dahil olmak üzere 125 bilimsel yazısı vardır. En büyük amacı bu bilimsel çalışmalarının insana ulaştırılması, günlük hayatta yer bulmasıdır. Prof. Dr. Ayten Altıntaş evli ve iki çocuk annesidir.

 

Cildin Erken Yaşlanmasını ve Kırışmasını Önleme Yolları




 Cildin Erken Yaşlanmasını ve Kırışmasını Önleme Yolları

Yaşlanma Nedir?

Yaşlanma, hücrenin zayıflaması, hücre rezervlerinin azalması ve normal hücre fonksiyonlarının oluşumunda aksamayla seyreden bir süreçtir. Yaşlanma bir çeşit önceden tasarlanmış olgudur. Genetik bir programın neticesi ya da türlerin genetik özelliklerine göre planlanmış bir saat gibi. Yaşlanma genetik yatkınlığın yanı sıra, fonksiyonlarda azalma, homeostatik bozukluklar ve ölümle sonuçlanan gen ve proteinlerdeki kümülatif harabiyet olarak ta tanımlanabilir.

Yaşlanma çeşitleri ve nedenleri

Yaşlanmak bir hastalık değil, doğal bir süreçtir. Bu süreçte ilk olarak cilt ve saçlarda değişimler gözlenir.  Yaşlanma 30’lu yaşlarda başlayıp, 50’li yaşlara kadar yavaşça devam eder. Sonraki yaşlarda ise hızlanır. Ciltte elastikiyet kaybı, incelme, deformasyon, sarkma, kırışıklıklar, gevşeme; saçlarda seyrekleşme, beyazlama ve kalitesinin bozulması belirgin bir şekilde kendini gösterir. Tabii iç ve dış etkenlerle oluşan bu değişimler kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

İç ve dış etkenlere bağlı yaşlanma çeşitleri bilimsel olarak şöyle ifade edilir:

·         İntrinsik (iç) yaşlanma: Kronolojik yani takvim yaşlanması olup, biyolojik yaşlanma süreci anlamına gelir. İşte bu sebeple doğduğumuz andan itibaren zamanla birlikte yaşlanmaya başlarız. Ve maalesef zamanı kontrol altına alamayız ama sağlıklı yaşlanabiliriz.
·         Ekstrinsik (dış) yaşlanma: Çevre kirliliği, UV ışınları (foto-yaşlanmaya sebep olur) ve serbest radikallerin etkisiyle oluşan yaşlanma sürecidir.

Yaşlanmanın birincil nedenleri;

Serbest radikal hasarı
Glycation – Şekerin proteinlere zarar vermesi
Hücresel yaşlanma

İkincil nedenleri;

Dolaşım sorunları
Stres
Toksinlerin birikmesi
Beslenme eksikliklerinden kaynaklanan hücre hasarı

Yaşlılıkla birlikte insan derisinde azalan fonksiyonlar;

Hücre yenilenmesi,
Bariyer fonksiyonu,
Kimyasal arınma,
Hislerin algılanması,
Mekanik korunma,
Yara iyileşmesi,
İmmün – bağışıklık sistemine bağlı cevaplar,
Isı ayarlanması,
Ter salgılanması,
Yağ salgılanması,
D vitamini üretimi,
DNA onarımı


Ciltte Doğal Yaşlanmayı Nasıl Yavaşlatabiliriz?

·         Yaz aylarında güneş ışınlarının çok güçlü olduğu öğlen güneşinden kaçınınız.
·         Sigaradan kaçınarak cildinizin hem içerden hem dışardan hasar görmesini engelleyebilirsiniz.
·         Bazı sebze ve meyvelerin dikkatle cilde tatbik edilmeleri, C vitamini içeren ürünlerin kullanılması cilt için oldukça faydalıdır,
·         Dikkatli ve dengeli bir beslenme gerekir. Şeker ve şekerli yiyecekler, hamur işleri, işlenmiş hazır ve yapay gıdalardan uzak durmak, fazla kilodan korunup sağlıklı ve doğal yiyeceklerle dengeli beslenmek, yaşam biçimi olmalıdır.
·         Ayrıca bol bol su için ve yaz aylarında su miktarını artırınız. Bunu sıradan bir uyarı olarak görmeyin, suyun cildinize sağlayabileceği yararlardan faydalanın.


Erken Yaşlanmaya Sebep olan Serbest Radikaller Neler?

Serbest radikaller, hava kirliliği, sigara, şehir hayatı, kimyasallar, toksinler, radyasyon, okside olmuş yağlara bağlı olarak vücutta oluşan doğal tepkime molekülleridir. Aslında bunlara saldırgan, haydut moleküller de diyebiliriz.

Vücudun bu molekülleri nötralize edebilmesi, vücuttaki enzimler ve vitaminlere bağlıdır. Ancak yaşlandıkça bağışıklık sistemi zayıf düşeceğinden, savunma yok olacak ve yenileme süreci azalacaktır. Yetersiz kalınan bu durumlarda devreye antioksidanlar girer. Antioksidanlar serbest radikalleri etkisiz hale getirebilecek en iyi ajanlardandır.

Serbest radikaller hücreyi oluşturan moleküllerden elektron çalarak stabilite sağlarlar. Hücrenin sürekli hasra uğraması, fonksiyonlarını yitirmesine ve ölüme neden olmaktadır. Belli miktarda hücre hasara uğrarsa, organlarda da hasar oluşur. Bu da hastalıklara yol açar. Oksijen moleküllerinde 4 çift elektron bulunur. Dışarı etkenler elektron yok ederler. Tabii ki diğer moleküllere de savaş başlar. Savaşta serbest radikaller başka moleküllerden elektronu çalarlar ve yeni serbest radikal oluştururlar. Zincir şeklinde devam eder, fakat zincirin yapısı bozulduğundan hücre zarının bozulmasına neden olur, erken yaşlanmalar ve hastalıklar kendini göstermeye başlar. Antioksidanlar ise kaybolan molekülleri yerine koyarak normal oksijen molekülleri oluştururlar, bu şekilde serbest radikalleri etkisizleştirirler.

Antioksidanlar Erken Yaşlanmayı Önler mi?

Sağlıklı ve doğal yiyeceklerle doğru beslenme, serbest radikallerin zararlarını en aza indirir. 30 yaşından sonra hücre yenilenmesinin azaldığını düşünürsek, bu dönemde cildimize daha iyi bakmamız gerekmektedir. Sağlıklı beslenme ve yaşamaya ilgi giderek artmaktadır. Yanlış ve kötü beslenme birçok hastalığın habercisi olmaktadır. Mevsiminde doğal olarak yetiştirilmiş sebzeleri taze, meyveleri olgun tüketerek, antioksidanlarla erken yaşlanmanın önüne geçebiliriz.

Antioksidanlar vücudun doğal savunma mekanizmaının parçasıdırlar. Serbest radikallere yapışıp onları etkisiz hale getirerek cildi korurlar.

Bitki çayları –yeşil çay, siyah çay, biberiye vb.- sağlık ve güzellik için çok iyi bir antioksidan görevi görür.

Cilt üzerine sürülerek uygulanan C vitamini, cildi 2-3 gün boyunca serbest radikallere karşı korur. Yıkanarak çıkmadığı için yararı çok uzun dönem sürer.

Gıdalarımızın içindeki en önemli maddeler

·         A vitamini – havuç, domates
·         B vitamini – buğday, bulgur
·         C vitamini – çilek, limon
·         D vitamini – yumurta, yoğurt
·         E vitamini – fındık, ceviz, badem
·         Polifenol – üzüm çekirdeği
·         Kateşin – yeşil çay
·         Likopen – domates

Meyve ve sebzelerin rengi ne kadar canlı ve parlaksa –kızılcık, böğürtlen, çilek, domates- bağışıklık sistemini güçlendirme ve antioksidan etkileri o kadar fazladır.

Antioksidanlar, cilt dokularındaki vitamini stabilize ederler. Hastalıklara ve erken yaşlanmaya karşı korur, serbest radikalleri avlar ve cildi pürüzsüz hale getirip, sıkılaştırılar.

Fitobesin beslenmeniz ne kadar çeşitli olursa, o kadar yarar sağlar.

Doğal olarak yetiştirilmiş, parlak meyve ve sebzelerde bulunan fitokimyasallar, vücudu dejenerasyona karşı koruyan antioksidanlardır.

Birçok cilt hastalığına karşı kesin tedavi yöntemi olduğunu kesinlikle söyleyemesek de, sağlıklı ve besleyici gıdalarla cildimize çok büyük bir koruma sağlarız.

Peki, bu cildimizi besleyen gıdalar ve maddeler neler?

Alfa Hidroksi Asitler (AHA’lar)
Meyve asitleri olarak bilinirler. Ciltte eksfoliasyon işlemini hızlandırırlar. Eksfoliasyon, cilt yüzeyindeki ölü hücrelerin dökülmesi işlemidir. Cilt bu sayede daha fazla canlanır. Çünkü ölü hücreler cilt yüzeyinde kalırsa ciltte tıkanıklık oluşturabilirler.

Meyve asitlerinin konsantre formu önem taşır. Konsantrasyon ne kadar yoğun ise ürün o kadar etkilidir ama bir o kadar da tahriş edicidir. Cildin güneşe karşı duyarlılığını arttırırlar. Alfa hidroksi asitleri kullanılıyorsa, doğal güneş kremi kullanmak gerekir. Alfa hidroksi asitlerin yoğunlukları fazlalaştığında, mesala gece sürülen meyve asitli bir krem 24 saat etkinliğini devam ettirip diğer gün dışarıya çıktığımızda cildi tahriş edebilir ve ciltte lekeler oluşabilir. Güneşe karşı duyarlılık nedeni, ciltte soyucu etki yapması ve cildin ilk yüzeyindeki bariyeri savunmasız bırakmasıdır.

Laktik asit ve glikolik asit, egzama ve sedef hastalığının tedavisinde etkilidir. Kırışıklık azaltıcı ve nemlendirici özelliği vardır.
Beta hidroksi asitler (örneğin söğüt kabuğunda bulunan salisilik asit ) büyük ölçüde alfa hidroksi asitlerle aynı etkiye sahiptir.

Meyvelerde bulunan cilt için önemli alfa hidroksi asitler:
Laktik asit ( domates ve ayrıca süt)
Glikolik asit ( şeker kamışı)
Oleik asit ( zeytin ve zeyinyağı )
Malik asit ( Elma ve sirkesi )
Tartarik asit ( üzüm ve sirkesi )
Sitrik asit ( limon, narenciye, ananas)
Asetik asit ( olgunlaşmamış üzüm )

Enzimler
Doğal olarak cildi eksfoliye eder ve parlatır. Meyve ya da sebze püreleri, cilt tedavisinde cildi sıkı ve canlı gösteren uyarıcı enzimler içerir. Örneğin koenzim Q10 yani “gençlik” yakıtı, cilt hücrelerinde doğal yollardan oluşur ve besini enerjiye çevirmeye yardımcı olur.

Enzim seviyesinin artması hücre yenilenmesini ve elasktikiyeti arttırır.

Meyvelerde bulunan cilt için önemli enzimler:
Papaya
Ananas

Flavonoidler
Bitkilerin kendilerini böcek saldırılarından ya da yoğun UV ışınlarının zararlarından korumak için ürettikleri organik moleküllerdir. Serbest radikalleri ortadan kaldırarak virüslerle savaşırlar. Alerjileri önlemeye yardımcı olurlar.

Flavonoid açısından zengin gıdalar:
Yeşil çay
Soğan
Elma
Turunçgiller

Retinoidler
A vitamini türevidir. Retinoik asit gibi güçlü retionoidler yalnızca reçeteyle satılır. Kozmetik kremlerde retinil palmitat ve retinol gibi hafif türevleri bulunur.

Cilt yaşlanmasına karşı savaşırlar.

VİTAMİNLER
Cildi koruyan vitaminler, beslenme yoluyla serbest radikalleri nötralize eder. Güçlü ve dengeleyici vitaminlerin haricen cilde uygulanmasıyla erken yaşlanmanın etkileri azaltılabilir.

Cilde haricen uygulanan vitaminler
A vitamini ( kırışıklık azaltıcı)
C vitamini ( parlaklık ve renk verir)
E vitamini ( cildin dokusunu iyileştirir)

A vitamini
- Saçları ve mukoza dengesini korur.
- Sindirim, solunum ve bağışıklık sitemini destekler.
- Göz kemik ve diş sağlığında yaraların hızla iyileşmesinde etkendir.
- Cildin doğal sağlığını destekler.
- Cildin esnekliğini geliştirir. Nemliliğini artırarak daha fazla esneklik ve yumuşaklık sağlar.
- Foto-yaşlanma belirtilerini azaltır.
- Yağda çözünür ve vücutta depolanır.
- Fazla miktarda alınması deriyi kalınlaştırabilir. Kabalaştırır veya zehirlenmelere neden olabilir.
- A vitamini için güzlük doz 5.000IU’dur.
- Dışarıdan alınırken yemeklerle birlikte alınması daha yararlıdır.
- A vitamini cildi güneşten korur. Fakat UVA, A vitaminini tahrip eder.
- Cildinizin vitamin stoklarını serbest radikallerin saldırısından korumak için , cildinizi antioksidanlarla desteklemeniz gerekir.
- Cildinizi koruyacak yeterli A vitamini temini için, A vitamini içeren yağları veya kremleri cildinize doğrudan sürmeniz çok önemlidir.
- A vitamini en çok yumurtanın sarısı, peynir, karaciğer, böbrek, yürek, domates, kavun, kayısı, karnabahar, havuç ve vişnede bulunur. 

B vitamini
- Hücrelerin gelişimi için enzimlerin oluşmasına yardımcı olur. Cilt için B6 vitamini önem taşımaktadır. Enfeksiyonlara neden olan kimyasalları kontrol eder, etkisiz hale getirir.
- B vitamini eksikliği, deri sorunlarına yol açabilir.
- Suda çözünür. Ter ve idrar yolu ile vücuttan atılır. Bu nedenle c vitamini depo edilemediğinden günlük olarak takviye edimelidir.
- B vitamini en çok bira mayası, karaciğer, baklagiller, yumurta, doğal buğday ve tohumlarda bulunur.
- B3 vitamini (niasin)sığır eti, tavuk, yumurta ve sütte bulunur. Vücutta enerji üretilmesini sağlar. Sinir ve sindirim sisteminin sağlıklı kalması için etkilidir. Yüksek dozu ciltte kızarıklığa uzun süre yüksek doz kullanımı da karaciğer tahribatına nende olabilir. B3 vitamininin günlük maksimum kullanım dozu, 17 mg’dır.
- B6 vitamini, karaciğer, tavuk, hindi, morina balığı, tahıl, yumurta, sebze, soya fasulyesi, yer fıstığı, süt ve patateste bulunur. Karbonhidrat ve proteinlerden alınan enerjinin saklanmasını, oksijeni dolaştıran hemoglobinin oluşmasını sağlar. Yüksek dozda alındığından kol ve bacaklarda hissizlik oluşabilir. B6 vitaminin günlük maksimum dozu 10 mg’dır.
- B12 vitamini, kırmızı et, karaciğer, somon balığı, morina, süt, yumurta ve mayada bulunur.
- B12 vitamini, alyuvar üretimini, sinir siteminin sağlıklı tutulmasını, folik asit işlenmesini sağlar. B12 vitaminin günlük maksimum dozu 12 mg’dır.

C vitamini
- Kolajen liflerinin yapıtaşları olan prokolajeni üretir. Hücre yenilenmesini ve sıklığı sağlar.
- Cildin şeffaflaşmasına yardımcı olur.
- Hiperpigmentasyon üretimini kontrol eder.
- Serbest radikalleri temizler.
- Kılcal damar duvarlarını güçlendirir.
- Cilt sağlığına yardımcı olur.
- Cildin bağışıklık sistemini güçlendirir.
- Suda çözünür. Ter ve idrar yolu ile vücuttan atılır. Bu nedenle c vitamini depo edilemediğinden günlük olarak takviye edilmelidir.
- C vitamini en çok çilek, kivi, narenciye, domates, kabak, karnabahar, biber, biberiye ve maydanozda bulunur.
- Hücrelerin korunmasını, demirin vücutta emilimini sağlar.
- C vitaminin günlük maksimum dozu 1,000mg’dır. Yüksek dozda alınırsa karın ağrısı ve ishale sebep olabilir.

D vitamini
- Kalsiyum emilimi ve kemik oluşumu için çok gereklidir.
- Yar iyileşmesinde ve doku iyileştirmede önemli bir rolü vardır.
- Sentezi için alınan gıdalar yeterli olmaz, güneş ışığı gereklidir.
- Yağda eriyen vitaminlerdendir. Vücutta depolanır.
- Eksiklik durumunda takviye edilmesi gerekmektedir.
- D vitamini en çok yoğurt, peynir, yumurtanın sarısı ve balık yağında bulunur.

E vitamini
- Yaşlanma sürecini geciktirir.
- Cilt hücrelerini ve hücre zarlarını korur.
- Kolajen üretimini kontrol eder. Yıkımını yavaşlatır.
- Cilt kuruluğunu giderir.
- Yağda eriyen vitaminlerdendir. Vücutta depolanır.
- Eksiklik durumunda günde 200-400Iu’luk E vitamini alınması ve sabah saatlerinde tercih edilmesi önerilir.
- E vitamini en çok zeytinyağı, soya yağı, tereyağı, kaymak, hindistancevizi ve kuruyemişlerde bulunur ( fındık,ceviz,badem vs).

K vitamini
- Yaraların iyileşmesini, kemiklerin güçlenmesini sağlar.
- Brokoli, ıspanak, bitkisel yağlar, tahıl ve peynirde bulunur.

Beta Karoten
- Cilt ve mukoza astarının sağlıklı olmasını sağlayan A vitaminine dönüşür, enfeksiyonlara ve gece görme zorluklarına karşı bağışıklık sitemini güçlendirir.
- Sarı ve yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, havuç, kırmızı biber, mango, kavun ve kayısı gibi sarı ve turuncu renkli meyvelerde bulunur.
- Sigara içenler ve asbeste maruz kalanlarda akciğer kanseri tiksini arttırır. Fazla alınması durumunda da kanser riskini arttırır.
- Beta karotenin günlük maksimum dozu 7 mg’dır.

Biotin
- Vücudun, gıdayı enerjiye dönüştürmesini sağlar.
- Böbrek, karaciğer, yumurta ve kuru meyvelerde bulunur.
- Biotinin günlük maksimum dozu 0.9 mg’dır

Folik Asit
- Sağlıklı alyuvar oluşumun ve nöral yollardaki bozuklukların azaltılmasını sağlar.
- Yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, Brüksel lahanası, bezelye, portakal, nohut, kahverengi pirinç ve muzda bulunur.
-Yüksek dozda alınırsa sinir sisteminde harabiyet yapabilir, yalşılarda B12 emilimini zorlaştırabilir. Folik asitin günlük maksimum dozu 1 mg’dır



Cilt Yaşlanma Hızını Genetik Miras mı Belirler?

Genler cildin nasıl tepki vereceğini, nasıl yaşlanacağını belirler. Ebeveynlerden gelen genleri, yaş barometresi olarak adlandırırsak, bu yolda dikkatli davranıp çıkabilecek sorunlara karşı kendimizi koruma altına alabiliriz.

Yaşlanma hızını genetik faktörler etkiler ama bunu durdurmak ya da önlemek bizim elimizdedir. 20’li yaşlardan itibaren düzenli olarak ayda bir kere yapılan cilt bakımı, cildinizin geleceğinin aynası olacaktır. Evimizde yapacağımız günlük cilt temizliği ve makyaj sonrası temizleme de göz ardı edilmemesi gereken önemli noktalardandır.

İlerleyen yaşlarda ise özellikle menopoz döneminde, östrojen eksikliğinde cilt yaşlanması ve kuruluğunu önlemek için de cilt yapısına göre birçok bakımlar uygulanabilir.

Cilt için en önemli adımlar
·         Düzenli egzersiz. Besinlerin daha hızlı emilmesini sağlar.
·         Dengeli beslenme. Temiz ve pürüzsüz cilde sahip olmamızı sağlar.
·         Yeterli uyku. Uyku problemi, kolajen ve keratin üretimini azaltır.
·         Derin solunum. Cilde oksijen sağlar.


Anti-aging Nedir?

Kelime anlamı “Yaşlanma Karşıtı” dır. Ancak sadece güzelleşmek adına kullanılamaz, bir tedavi biçimi olarak görülmelidir.

Anti-aging’te amaç, olanı korumak ve oluşabilecek deformasyonların önüne geçip, yaşlanmayı mümkün olduğunca yavaşlatıp, geciktirmektir. Dolayısıyla kişinin kendini kontrol altına alabilmesi için tetkik yapılıp, kişisel sağlık profili belirlemeli, yaşlanmanın ne derecede olduğu saptanarak, sağlık profesyonelleri tarafından kişiye özel anti-aging tedavi programı –doğru beslenme, anti-oksidan alımı düzeyi ve dozu, egzersiz programları, doğru kozmetik kullanımı şeklinde- oluşturulmalıdır. Bu uygulamalrı yapan tıp bölümleri de vardır.

Anti-aging Tonik

Malzeme;
1 tutam yeşil çay
1 tutam nane
1 tutam biberiye
500 ml su
1 tatlı kaşığı elma sirkesi
1 tatlı kaşığı bitkisel gliserin
2 damla nane uçucu yağı


Hazırlama;
500 ml su kaynatılır, 250 ml’si porselen veya cam bir bardakta yeşil çayın üzerine dökülerek demlenir.
Ayrı bir porselen veya cam bardakta nane ve biberiye 15 dakika süreyle demlendirilir.
Sonra yeşil çayın içerisinden 50 ml, nane ve biberiye çayının içinden de 50 ml alınır. İkisi başka bir kapta karıştırılır. İçerisinde bitkisel gliserin, elma sirkesi ve nane uçucu yağı ilave edilir. Cam bir şişeye konulup, buzdolabında muhafaza edilir. Buzdolabında 15 gün saklanabilir. Her gün cilde uygulanır.


Anti-aging Kremi

Malzeme;
25 gr karite yağı (shea butter)
5 gr balmumu
10ml üzüm çekirdeği yağı
15 damla doğal gülsuyu

Hazırlama;
Karite yağı, ufalanmış balmumu ve üzüm çekirdeği yağı cam bir kaseye konarak benmari usulü eritilir. Eriyene kadar karıştırılır. Eridikten sonra su banyosundan alınıp karıştırılmaya devam edilerek, içerisine yavaş yavaş gülsuyu (damlalıkla damlatılarak) eklenir. Tahta bir kaşıkla saat yönünde krem kıvamına gelene kadar karıştırılır. Daha sonra cam krem kaplarına aktarılır. Buzdolabında 6 ay saklanabilir. Her gün nemlendirici olarak kullanılabilir.

Boyun bölgesinin erken yaşta kırışmasını önlemek için;

Malzeme;
20 ml üzüm çekirdeği yağı
10 ml avokado yağı
10 ml katı Hindistan cevizi yağı

Hazırlama;
Katı hindistancevizi yağı benmari usulü eritilir. Ayrı bir kapta üzüm çekirdeği ve avokado yağları da benmari usulü ısıtılır ve eritilen hindistancevizi yağının içerisine ilave edilir.  Hazırlanan karışım cam bir şişeye konur.
Boyun bölgesine masaj halinde uygulanır. Haftada bir tekrarlanır.


Kaynak; Sade Güzellik – A’dan Z’ye Kozmetikler / Seda Sakacı  kitabından alıntılar



7 Eylül 2014 Pazar

Bir Çöl Bitkisinin Müthiş Marifetleri Hakkında







Bir Çöl Bitkisinin Marifetleri hakkında;

İtalyan Rahip Clavijero 1789 yılında Amerika yerlilerinin bu bitkiyi yaraların tedavisinde ve doğum ağrıları için kullandığını, saç köklerine kafalarına sürdüğünü fark etmiş. Kızılderililerin, uzun ve bakımlı saçları düşünüldüğünde jojoba yağının özellikle saç için etkisi hemen anlaşılıyor.

Kullanımı 300 yıl önceye dayanan Jojoba’nın anavatanı, Amerika’nın Arizona, Kalifornia ve Meksika’daki Sonara Çölü.

1933 yılında jojoba bitkisi üzerine inceleme yapan bilim adamları tohumundaki mum doğasındaki yağın, diğer bitkilerdeki yağlardan çok daha farklı olduğunu ve “kaşalot” türü balinanın yağına eşdeğer olduğunu keşfetmişler. İkinci Dünya Savaşı sıralarında bitkinin önemi artmış ve yaraların iyileştirilmesi için kullanılmış. Daha sonrasında ise kozmetikten ilaç sanayisine, uzay teknolojisine kadar birçok alanda kullanılır olmuş.
Yeni biten yaz sezonun ardından,  güneşten zarar görmüş saçların güçlenmesi ve canlılık kazanması için jojoja yağını aynı miktarda Hindistan Cevizi yağı ile karıştırarak saç uçlarınıza veya kurumuş diplere friksiyon yaparak yedirip, sıcak havlu ile sarıp yarım saat bekletip, sonra doğal bir sabun –defne sabunu, zeytinyağlı sabun, ısırgan sabunu- veya şampuan ile yıkayıp, durulayın. Bu kadar zaman ayıramam derseniz, şampuanınıza iki tatlı kaşığı jojoba yağı karıştırın.

Jojoba yağının pek çok bitkisel bakım reçetesinde kullanılmasının ana sebebi vücudun doğal olarak ürettiği yağla benzerlikler taşımasıdır. Jojoba yağı zeytinyağı gibi akıcı kıvamda olmayıp kolayca eriyebilen krem formundadır. Bu sebeplerle tüm cilt tiplerinde yüz ve beden için rahatlıkla kullanılabilir.

Diğer kullanım alanlarını şöyle sıralayabiliriz;

·  Göz makyajı dahil olmak üzere yüzdeki makyajı kolaylıkla ve nazikçe temizler.
·  Saçların uzamasını ve güçlenmesini sağlar. Saça parlaklık ve yumuşaklık verir.
·  Kuru cildi nemlendirirken, yağlı ciltteki yağı dengeler.


·  Doğum sonrası çatlakların önlenmesinde idealdir.
·  Cilde esneklik kazandırarak karın ve bacaktaki çatlakları önler.
·  Sivilceli ve yıpranmış ciltlere faydalıdır. Ciltteki yanmayı ve dökülmeyi hafifletir.
·  Sporcularda ayak kremi olarak kullanılır.
·  İltihaplı egzemalarda ve selülit tedavisinde kullanılır.
·  Romatizma ağrılarında eklem iltihaplanmalarında, kireçlenmelerde olumlu etkisi görülür
.  Güneş sonrası içinse Jojoba baz yağı, cildinizi besleyip parlatarak harika bir güneş sonrası bakımı yapar.


Jojoba yağını aydınlık olmayan, serin ve kuru bir yerde saklarsanız uzun bir süre kullanabilirsiniz. Jojoba yağını buzlukta, buzdolabında veya klimaya yakın yerlerde saklamayın. Jojoba yağı donduğunda besleyici özelliğini kaybediyor.