22 Ocak 2014 Çarşamba

Antiseptik Yağlar Enfeksiyon ve Mikroplara Geçit Vermiyor


ÇAY AĞACI, LİMON, LAVANTA VE SARDUNYA YAĞLARI İLE MİKROPLARA SAVAŞ AÇIN…


Antiseptik özellikli yağlar sizleri enfeksiyonlara, bakterilere ve mikroplara karşı koruyarak, adeta sağlığınız için bir kalkan görevi üstleniyor. Keşfedeceğiniz bu yağlar ile doğal yollardan sağlıklı kalmanın hem ekonomisini yaşayın hem de keyfini çıkarın. 

Uzun zamandır yapılan araştırmaların da kanıtladığı gibi bazı bitkisel yağların anti bakteriyel özellikleri bulunuyor. Fransız bilim insanı Dr. Paul Belaiche’nin uyguladığı ve tüm dünyada bilinen bir test olan aromatogram isimli test de yağların etkisinin bir kanıtı olarak kabul ediliyor. Aromaterapide kullanılan bu testte, kişiden alınan mikroplar laboratuarlarda kültürler halinde yetiştiriliyor. Sonrasında hangi mikrobun büyümesini en iyi şekilde engellediği test ediliyor. 

Aromaterapik olan bu yağlar çoğunlukla enfeksiyon hastalarında, soğuk algınlığında ve sindirim şikayetlerinde uygulanıyor. Yine Dr. Belaiche’nin yaptığı araştırmalarda hangi yağ kombinasyonlarının enfeksiyonlar üzerinde etkili olduğu da araştırıldı. Yapılan birçok araştırmada da kekik yağında bulunan karvakrol molekülünün çok güçlü antimikrobiyal etkisi olduğu saptandı. Bitkilerden elde edilen yağlarda bakteri, virüs ve mantarlara karşı oldukça etkili olan maddeler olduğu görüldü. İşte antiseptik özellikli yağlar.



ÇAY AĞACI
Çay ağacı; Avustralya’nın kuzeydoğusunda yetişen bir bitki. Tüm dünyada bu yağın antiseptik özelliğinin çok güçlü olduğu kabul ediliyor. Çay ağacının yaprakları yüzyıllar boyunca yaraların iyileştirilmesinde ve deri enfeksiyonlarının tedavisinde kullanıldı. 48’den fazla bileşen içeren bu bitki, özellikle akne tedavisi için kullanılan maddelerin içeriğinde bulunan benzoyl peroksid’e eşdeğer kabul ediliyor. Cilt enfeksiyonları ve akne dışında ayaktaki mantarın tedavisi için de bu yağ kullanılabiliyor. Ancak uçuk, burun akıntısı, boğaz ağrısı gibi solunum yolu enfeksiyonlarında da tercih ediliyor.


SARDUNYA YAĞI
Sardunya(ıtır yağı) aromaterapide özellikle cilt için kullanılıyor. Cildi kurutmuyor ve antiseptik özellik taşıyor. İltihap üzerinde etkili olması nedeniyle akne, dermatit, egzama, kuru cilt ve cilt çatlakları için kullanılıyor. En önemli özelliği ise hastanede, bakım evleri ve diyaliz merkezleri gibi sağlık kuruluşlarında bulunan kişilerde görülen MSA enfeksiyonunun tedavisinde klinik olarak kullanılması. Yağ kullanırken hassas ciltlerde sorun yaratabileceği göz ardı edilmemeli.




                                                                                    LİMON YAĞI
Limon yağı, ev temizliğinde bakteriler üzerinde etkili olmasının yanı sıra sağlık açısından da önemli bir antiseptik olarak biliniyor. Kapıları, camları ve dolap üzerlerini bu yağla silmek bakterilerden korunmaya yardımcı oluyor. Limon yağının boğaz ağrıları, aknede ve dişeti hastalıklarında ya da iltihapların tedavisinde antiseptik, mikrop ve bakteri öldürücü etkisi bulunuyor. Bronşit, nezle, soğuk algınlığı ve gripten kurtulmaya yardım ediyor. Siğilleri ve uçuk kabarcıklarını yok ediyor.




LAVANTA YAĞI
Özellikle kokusuyla herkes tarafından bilinen bir yağ. Antiseptik özelliğe sahip olan bu yağ, hafif yanıklarda, kesiklerde ve böcek ısırıklarında etkili oluyor. Soğuk etkisi veren yağ, ağrıları alma konusunda oldukça başarılı. Güneş yanıklarına da iyi geliyor. Çatlayan dudaklara, uçuğu da sürülen lavanta yağının klinik aromaterapi araştırmalarında ortaya çıkan en önemli etkisi ise uykusuzluğa çare olması. Yapılan araştırma sonuçlarına göre yastığa damlatılan bir damla lavanta yağı uyku haplarından daha etkili oluyor.



Kaynak: Formsante 

www.purneva.com

17 Ocak 2014 Cuma

Yeşil Köpük; Sabunun En Temiz Hali





Yeşil Köpük Manifestosu


YEŞİL KÖPÜK Doğal Temizlik, Güzellik ve Bakım Ürünlerini 2011 yılında üretmeye başladık. Ürünlerimizde insan ve çevre sağlığına zarar vermeyen, doğrudan doğal kaynaklardan elde ettiğimiz hammaddeleri kullanıyoruz.


YEŞİL KÖPÜK olarak kendinize ve doğaya zarar vermeden güzelliğinizi koruyabileceğinize inanıyoruz.

Ürünlerimizi belirlemede özellikle eski hekimlerin bilgilerine ve fitoterapi ilkelerine önem veriyoruz. Geleneksel kullanımları ve çağdaş araştırmaların sonuçlarını birlikte ele alarak ürün içeriklerini belirliyoruz. Günümüz ihtiyaçlarına en doğal çözümleri sunabildiğimiz için mutluyuz.

DOĞAL KÖPÜK BAKIMI YEŞİL KÖPÜK sıvı sabunlarında ise doğaya ve insana zarar verecek hiçbir madde kullanılmıyor. Bu üründeki maddeler doğada biyolojik olarak tamamen parçalanabiliyor. Sıvı sabunlarımızda ürünlerimiz köpürsün diye kök hücreye zarar veren toksik madde SLS (Sodyum Lauryl Sülfat), derin ve tehlikeli etkilere sahip nanoteknoloji ve genetik teknoloji (GDO) ürünleri kullanmadık.

Az köpürseler bile müşterilerimizin temizliğe, kendilerinin ve sevdiklerinin sağlıklarına zarar vermeden ulaşabildiklerini bilmek bizi rahatlatıyor.



DOĞAL KOKULAR Ürünlerimizdeki sabit ve uçucu yağlar Türkiye’de yine YEŞİL KÖPÜK tarafından doğal yöntemlerle üretilmektedir. Hiçbir ürünümüzde petro-kimyasallar, SLS, titanyum dioksit, sentetik aroma, boya, hayvani yağlar ve diğer zararlı maddeler bulunmaz.
Ürünlerimizde bulunan yağlar soğuk pres* yöntemi ile elde edilen uçucu aromatik yağlardır. Doğal kokuların çoğu vücuda veya kumaşa değdiği zaman en fazla 2 saat etkisini sürdürebilir. Uzun süre tazeliğini koruyan sentetik kokular çevreye 400’den fazla tehlikeli kimyasal yayıyor. YEŞİL KÖPÜK olarak güzel kokmak için kendimize ve çevremize zarar vermek zorunda olmadığımızı biliyoruz.

Doğal Yağlar ile üretilen Duş Jellerimiz, aynı zamanda rahatlıkla şampuan olarak kullanılabilmektedir.



GELENEKSEL BAKIM: SABUNLAR! Büyüklerimizin tek cilt bakım ürünüydü zeytinyağlı, defne yağlı ve kükürtlü doğal sabunlar. Eski insanların bugün birçoğumuzun sahip olmadığı kadar pürüzsüz ve canlı ciltleri vardı. YEŞİL KÖPÜK doğal sabunlar ile eski alışkanlıklarımızı yeniden canlandırıyor.




YEŞİL KÖPÜK katı sabunlarının tamamı soğuk proses ile üretiliyor. Düşük ısıda kaynatılan doğal yağlar, cilde yumuşaklık veren, besleyen ve canlandıran doğal bitkisel gliserini kaybetmemiş oluyor. Böylece yüksek kalitede doğal katı sabunlar elde edebiliyoruz. Katı sabunlarımız İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından incelenmiş ve doğal ürün onayı almıştır.
Ürünlerimiz zararlı kimyasallar barındırmadıkları için hassas ciltli kişilerin ve çocukların da güvenle kullanabileceği ürünlerdir. Kirletmeyen, sağlıklı temizlik ve bakım için sizin, sevdiklerinizin ve çevrenizin dostu YEŞİL KÖPÜK ürünlerini güvenle kullanabilirsiniz.

Ürünlerimizin genel özellikleri:
  • (Sodyum Lauril Sülfat), Titanyum Dioksit, Sentetik Aroma, Sentetik Koku, GDO Ürünleri , hayvani yağ, katkı maddeleri ve Boya içermez!
  • YEŞİL KÖPÜK Lavanta Yağlı Sıvı Sabun, tüm cilt tiplerinde olduğu gibi alerjiye yatkın kişiler için de idealdir. Bebek ve çocuklarda kullanmak için güvenlidir.
  • Ürünlerimizde kullanılan zeytinyağı ve tüm uçucu yağlar doğrudan bitkilerden buhar damıtma yöntemiyle YEŞİL KÖPÜK tarafından Türkiye’de toplatılıp ürettirildi.



www.purneva.com

Dikkat! Her El Yapımı Sabun Doğal Değildir




Hand Made (el yapımı) diye satılan, fantastik şekil ve renklerdeki veya saydam bazı sabunların içindekiler kısmına bakıldığında, fabrikasyon sabunlarda bulunan kimyasalların aynılarının bulunduğu görülmektedir. Dekoratif kullanımı o kadar önemli değil ama, içindekiler kısmında kimyasalları gördüğünüz hiçbir sabunu temizlikte kullanmamanızı tavsiye ederiz.


Saç dökülmesinden veya kepekten şikayeti olmayan kaç kişi var? Çare olması için kullandığımız şampuanların normalde kullandığımız şampuanlarla ortak noktası şu ki; her ikisi de “sodium lauryl ether sulfate” veya “sodium laureth sulfate” denilen deterjan maddesini içeriyor. (Bazılarında sodium yerine ammonium’a da rastlanıyor.)

Georgia Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre bu maddeler göze, kalbe, ciğerlere ve hatta beyne nüfuz ediyor ve uzun vadede ciddi riskler oluşturuyor. Ayrıca saç dökülmesine, gözde katarakta sebep olabiliyor, çocukların gözlerinin gelişimini engelliyor, koruyucu yağ tabakasını soyarak cildin doğal korumasını devre dışı bırakıyor.


Peki şampuanı bırakıp sabuna dönmekle bu riskten kurtulabilir miyiz? Hayır, eğer marketlerde satılan endüstriyel sabunları kullanırsak yine bir sürü kimyasallarla muhatabız. (MIT, EDTA vb.) Ayrıca bir çoğu aslında gerçek sabun değil, sentetik deterjan maddelerinden oluşuyor.


Gerçek çözüm: Doğal sabun, yani kimyasal katkısı içermeyen geleneksel sabun. Sabun geleneksel yollardan üretildiğinde, kül suyu (kostik) bitkisel yağları sabunlaştırıyor ve bitkisel gliserin oluşuyor. Eğer sabunlaşma reaksiyonu doğru ayarlanırsa, bitkisel yağların bir kısmı oluşan sabun içinde kalıyor ve alışık olduğumuz tahriş edici sert sabun yerine, yumuşak ve yumuşatan bir sabun ortaya çıkıyor.


Bazı ucuz kimyasallar sayesinde ucuza satın aldığımız ürünlerin sağlığımıza etkilerini ne kadar düşünüyoruz? Şampuan ve sabun bir örnek. Kullandığımız, yiyip içtiğimiz ürünlerin içeriğini okuma, içindeki kimyasallar hakkında araştırma yapma alışkanlığı geliştirmek ve risklerden uzaklaşmak için bulabiliyorsak doğal alternatif ürünleri kullanmak tek çıkış yolumuz.


İnsanoğlunun doğaya verdiği zararların acısı bir şekilde yine kendisinden çıkıyor. Bilinçli olmak ve süslü, boyalı dekorlara aldanmamak gerekiyor. Basit yapılı doğal ürünlerin doğru üretilmesi ve daha çok tüketilmesi, önümüzdeki yılların en önemli konularından birisi olmaya devam edecek.



www.purneva.com

Sabuna İhanet Etmeyin



Prof. Dr. Ayten Altıntaş

Gün geçmiyor ki doğal; insan dostu bir gıdanın veya malzemenin bambaşka bir hale geldiğine şahit olmayalım! Sabun da bunlardan biri…

Sabunu seven ona hayran olan ve her kullandıkça önemini daha iyi anlayan biriyim. Uzun zamandır da sabun konusunda “tarifsiz acılar” içindeyim… Sabun, hele de “doğal sabun” değişti, bozuldu bu değerin içi boşaltıldı.

Doğallık hesabına sığınacak birkaç dalı kalmış olan bizleri resmen ve fiilen aldatıyorlar. Geleneksel yolla sabunlaştırılmamış, kimyasal çorbaları sabun diye önümüze koyuyorlar. Hele hele son günlerde zeytinyağının önemi ortaya çıkınca, içine kattıkları birkaç damla zeytinyağı ile bu kimyasal çorbalar “zeytinyağlı doğal sabun” oldu. Bir de cildin dostu “defne”nin birkaç damlası ile elde edilen “defneli sabun”lar piyasayı doldurdu. Bütün bunlara ilaveten, sabun yapımını uzaktan yakından hiç bilmeyen imalatçıların cahilce hazırladıkları “ev sabunu” cildi de yürekleri de yakıyor…

Sabunun eski Osmanlı tıbbında çok önemli bir yeri var. Temizlik denince akla sabun gelir. Yüz ve vücut, çamaşırlar ve bulaşıklar bu “mucize temizleyici” ile yıkanır. Bu sebepten Osmanlı’da sabun imalatı çok gelişmiş, kalitesi yükseltilmişti. Devlet hesabına sabunun kontrolünü yapanların yanı sıra, alıp satanlar ve tüketiciler bu kaliteyi test edebilecek düzeyde idiler. Bu sebepten, kaliteli sabunlar yüksek fiyata satılabiliyordu.

Sabunun ilk ortaya çıkması hikâyesinde hep aynı şey anlatılır; Roma imparatorluğu döneminde, tapınakların yakınındaki nehirlerde çamaşır yıkayan kadınlar, tapınaklarda kurban edilen hayvanların yağları ve odun küllerinin sabunlaşarak çamaşırları tertemiz yapması ile sabunu fark etmişler.

Hâlbuki yazılı kaynaklar, sabunu, ilk kez Sümerlerin MÖ 4000 yıllarında kullanmaya başladıklarını; Mezopotamya’da iyice gelişmiş olan dokumacılık sanatında iplik ve kumaşların yıkanması için sabun, potas ve şap kullanıldığını belirtir. MÖ 2500 yıllarında Sümerlere ait kil levhalar üzerindeki yazılarda sabun yapılması ile ilgili yazılara rastlanılmıştır. Sıvı yağlarla sabun yapımı hakkındaki bilgileri de Antik Mısır’da buluyoruz.  Orta Asya kökenli olan ve ham yünden üretilen keçenin üretim aşamasında sabunlu suyun kullanılması, Orta Asya ile de bir bağlantısı olduğunu gösteriyor. Bütün bu bilgiler, bize sabunun tarihinin çok eski olduğunu, 6.000 yıldır insanların çeşitli maddeleri kullanarak sabun ürettiklerini gösteriyor.

Bu “yağı yağla yıkamak” formülündeki mucizevî temizleyici,  insanın hayatına en güzel şeklide girmiş ve insanlar tarafından en güzel şekle getirilmişti. Eski sabun imalatçıları, imalathanelerinde, ellerinde bulunan hayvanın iç yağlarını veya zeytinlerin sıkılmasıyla çıkarılan zeytinyağından geri kalan tortulu yağlı kısmı kullanırdı. Bu yağlar, içinde alkali madde olan bitkilerin külleri, potas, şap, bor, borit veya sodyum hidroksit ihtiva eden doğal minerallerle kazanlarda kaynatılarak sabunlaşması sağlanırdı.  

Zamanla sabunlaşmayı sağlayacak sodyum hidroksit (kostik) ayrıştırılarak elde edildi. Sabun elde edilirken, bu madde çok dikkatle, sadece sabunlaştıracak kadar konulur ve sabunlaşma bittikten sonra deriyi tahriş edecek kostik kalmasın diye sabun defalarca su ile yıkanırdı. Sabun imalatçısı elde ettiği sabunun içinde tahriş edecek bir kalıntı kalıp kalmadığını diliyle yalayarak test ederdi. Sonuçta “yenebilecek!” saflıkta sabun tüketiciye sunulurdu.

Bugünkü sabunlara gelince; sanayileşen sabun için üreticinin düşündüğü tek şey vardı: “Ucuza mal etmek.” Bunun için de, hayvan iç yağları, artık sabun imali için kullanılan tek madde haline geldi. Yemeklerde kullanılan zeytinyağını, sabun imalinde kullanmayı hiç düşünmediler. İkinci olarak devreye giren “rekabet”, daha çok köpüren sabunu esas aldı. Bu köpürtücü maddelerin sabuna ilavesi demekti. Daha şeffaf, daha hoş kokulu, daha köpüren… Derken, sabun kişiliğini kaybedip, bir kimyasal madde haline geldi.

Saf sabunun ise bir tek amacı vardı “ temizlemek”.  Basit formülüyle bunu başarıyordu ama piyasada yarışan sabunlara ilave edilen koruyucu maddeler, renk maddeleri, sentetik kokular, sabun isminde ve görünüşünde “deterjanları” doğurdu. Ülkemizde de bu “asrî” leşen sabunlar, saf sabunmuş gibi sorgusuz sualsiz kullanılıyor…

Son senelerde, sabunda “doğallık” modası ön plana geçti.  İnsanımız yediği, içtiği ve kullandığı kimyasalların hayati tehlikesini öğrendi. Bir de batı dünyasından doğallık rüzgârları esmeye başlayınca, bu konuda çalışmalar hızlandı. Bize sunulan, fabrikasyon sabunların sabun gibi kokması için, sentetik koku imal edenlere çok iş düştü. Sabun gibi kokan ve görünen, çok ucuza alabildiğimiz kimyasal karışımlar piyasayı doldurdu.

Anadolu’da yüzyıllardır uygulanan sabunculuk geleneği devam edemedi. Bu sabunlara talep kalmadı. Bu sanatla uğraşanlar başka işlere yöneldiler.  Her şeye rağmen bazı bölgelerimizde bu sanat devam edebildi ise de bu doğal sabunlar batı dünyasının dikkatini çektiğinden tamamı ihraç ediliyor. Eski geleneği devam ettiren kaliteli sabunlar bize ulaşamıyor.

Doğal sabun tekrar para getiren bir ürün olmaya başladığından beri bu sanatı yeterince bilmeyenler ufak imalathanelerde yağları ölçüsüz ve kontrolsüz kostikle sabunlaştırıp tahriş eden sabunlar imal ediyorlar. Başka bir imalat şekli de “soğuk sabun” denen tamamen mikserle karıştırarak imal edilen kimyasal çorbalar. Bence en kötüsü sabun sanayinin bu modayı kullanmasıdır.  Kimyasal olarak hazırlanan sabunlara birkaç damla zeytinyağı veya defne yağı ilave edip büyük reklamlarla zeytinyağlı sabun diye satışa sunuluyor. Bu sabunların içindekiler kısmına bir bakın lütfen. 

En masum görünen sabunlar bile zeytinyağı ile güzelce sabunlaştırma yapılmayıp hazır sabun bazı,  sodyum Tallowate’la hazırlanıyor. Sodyum Tallowate denilen baz, hayvan iç yağlarının kostikle sabunlaştırılması ile elde edilen sabun ana maddesidir. Burada kullanılan maddenin hayvan iç yağı olması sorun değil. Bu yağlar tabii maddeler ve cilde zararı yok. Fakat hangi hayvansal yağlar, hangi şartlarda ve nasıl sabunlaştırılıyor bunları bilmiyoruz. Yığınla köpürücü, renklendirici, koku verici madde, parafin türevleri, gıdalarda yasaklanmış koruyucu maddeler ilave ediliyor.  Bunları o “saf! doğal!” sabunların etiketlerinde okuyabiliyorsunuz. 

Böyle sabunlara ilave edilen “otlar, kökler ve doğala özdeş parfümler!”le zenginleştirilen; pasta şeklinde, karpuz, çilek türlü tropik meyveler şeklinde şeffaf, yenecek kadar iştah kabartan sabunlara ne demeli? Sabun kimliğinden utanmış olmalı! O mütevazı bir mucizedir. Amacı da sadece temizlemektir…

Artık cildimizi doğal sabuna emanet ederken o gönül çelen reklamlara değil, sabunun etiketindeki içindekiler kısmına bakalım! Bu bilgiler, bize sabun gibi sabunu gösterecektir…

kaynak; iyilikguzellik.com




www.purneva.com


Sağlıklı Saçlar İçin Doğal Ağaç Tarak



Saç sağlığınız için, Ağaç Tarak

Tahta taraklarla plastik tarakların karşılaştırıldığı araştırmalar; plastik taraklar ile yapılan ölçümlerde plastik tarakta 60.000 v/m, taranmış saçta da birkaç yüz bin v/m elektrostatik yüklenme olduğunu gösteriyor. Sınır değerin 40.000 v/m olduğu düşünülürse  plastik taraklardan vücudun ne kadar etkilendiği ortaya çıkacaktır.

İngiltere'de Dr. Monro'nun yaptığı araştırmalara göre elektriksel etkiler insanlar üzerinde aynen kimyasal maddeler, polenler ve tezler gibi alerjiler oluşturabilmektedir. Çeşitli alerji yapıcıların etkisiyle çok sayıda rahatsızlıklar ve hastalıklar ortaya çıkmaktadır: Baş ağrıları, sinirlilik, migren, dolaşım bozuklukları, kalp rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminde zayıflama.

Ağaç taraklar, elektrostatik yüklenmeyi durdurduğundan baş ağrılarına ve strese engel olur, saç uçlarının kırılmasını önler. Dişlerinin saçlı deriye masaj yapması kan dolaşımını hızlandırır.

Saçlarınız elektrikleniyor, tepenizde tel tel saçlar çıkıyor, taradıkça çatır çatır kopuyor, banyo sonrası saçlarınızı açmakta zorlanıyorsanız, dişleri de ağaç olan tombul tarağımızı deneyin.

www.purneva.com

16 Ocak 2014 Perşembe

Saçınızın Sağlığı İçin Doğal Kemik Taraklar



Saç Sağlığınız İçin, Kemik Tarak 

Kemik Tarak Nasıl Yapılır ?

Anadolu’nun önemli el sanatlarından birisi olan Kemik Tarak koç, manda ve öküz boynuzundan yapılır. Boynuzlar bir müddet bekletilip kurutulduktan sonra en ince ayrıntısına kadar temizlenir ve ateş ocağına konur. Ustanın gözetimi altında ateş ocağında ısıtılan boynuzun düzleştirilmesi yapılır. Yapılacak tarağın şekline göre kaba olarak kesilir. Daha sonra tesviyesi yapılan kemik yeniden ateş ocağında ısıtılarak ikinci kez düzeltme işlemi yapılır. Düzeltilen kemiğe zımparada tam şekil verilerek diş açmaya hazır duruma getirilir. Dişleri açılan malzeme ince zımparadan geçirilip rendelenir. Dişlerin uçları eğelenerek sivriltilir. Son işlem olarak parlatılan kemik tarak, artık kullanıma hazırdır.

Saça Faydaları
Boynuz doğal bir madde. İnsan vücuduyla uyumlu özellik taşıyor. Ayrıca çok da sağlam. Yani boynuz kırılgan bir malzeme değil. Boynuzdan yapılan tarak, saçta statik elektriğin yüklenmesini önlüyor. Oysa ki statik elektrik saç uçlarındaki kırılmanın temel sebebidir. Aynı zamanda plastik taraklara tutunan statik elektrik yükü, başımızda stres çoğaltan bir etki yapmakta. Doğal dokusuyla boynuzdan üretilen tarak ise, negatif yük yüklenmesini önleyerek stresi azaltıyor. Saç diplerinde kepeklenmeye  engel oluyor.




Bitlis'li Refa Usta'nın Kemik Tarakları


Saçınızı kemik tarakla tarayın

Gelinlik kızlarının çeyizinde bir zamanlar demirbaş olan kemik taraklar Ahlatlı ustanın ellerinde yeniden naylon taraklara rakip oluyor. 

Kültür ve Turizm Bakanlığının verdiği sanatkar kimliğine sahip olan ve Ahlat'ta yıllardır baston ustalığı yapan Refa Gökbulak, manda, koç ve sığır boynuzundan tarak yaptığını söyledi.

Atölyesinde ürettiği bastonlarda kullandığı manda, koç ve sığır boynuzlarından artan parçaları değerlendirmek için tarak yapmaya başladığını belirten Gökbulak, şöyle konuştu:

"Tarağında baston gibi çok eski bir mazisi var. Tarak yapımı bu bölgelerde eskiden çok yaygınmış ve bu da bir sanatmış. Ancak tarak yapımı da bölgede yok olmuş. Artık bu ülkemizde de çok az sayıda sanatkar tarafından yürütülen bir sanat. Bu sanatın bölgemizde yok olmaması için ben de boynuzdan tarak yapmaya başladım."
Boynuzdan yapılan tarafından eskiden evlenecek genç kızların çeyizlerine mutlaka konulduğunu ifade eden Gökbulak, bu tarakların yerini günümüzde plastik tarakların aldığını söyledi.
Gökbulak, "Önceleri yörede iki çeşit tarak vardı. Tarak sadece boynuz ve ağaçtan yapılırdı. Şimdi ise sadece plastik taraklar kullanılıyor. Plastiğin hem doğa hem de insan sağlığı için zararlı olduğu artık birçok kişi tarafından kabul ediliyor" dedi.

"SAÇ SAĞLIĞI İÇİN FAYDALI"

Doğal malzeme kullanılarak ürettiği taraklar hakkında inceleme yaptığını belirten Gökbulak, boynuzdan yapılan tarağın saç sağlığı için de faydalı olduğunu ifade etti.

Gökbulak, şöyle konuştu:
"Boynuz doğal bir madde. İnsan vücuduyla uyumlu özellik taşıyor. Ayrıca çok da sağlam. Yanı boynuz kırılgan bir malzeme değil. Boynuzdan yapılan tarak, saçta statik elektriğin yüklenmesi de önlüyor. Oysa ki statik elektrik saç uçlarındaki kırılmanın temel sebebidir.

Aynı zamanda plastik taraklara tutunan statik elektrik yükü, başımızda stres çoğaltan bir etki yapmakta. Doğal dokusuyla boynuzdan üretilen tarak ise, negatif yük yüklenmesini önleyerek stresi azaltıyor. Ayrıca, saç diplerinde kepeklenmeye de engel oluyor."

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Çalka ise, günümüzde tarak kullanımının az olduğunu, insanların daha çok fırça kullanmayı tercih ettiğini söyledi.

Doğal malzemeler kullanılarak üretilen tarakların, saç sağlığı için faydalı olacağını açıklayan Yrd. Doç. Dr. Çalka, şöyle konuştu:

"Tabii malzemeler kullananlar için, plastik özellikle hassas ciltlerde, kaşıntı ve kepeklenmeye neden olabilir. Plastik özellikle saçın taranırken elektriklenmesine neden olabilir. Bunun yerine daha doğal tahtadan yapılmış taraklar veya yine farklı bir alerji yok ise boynuzdan yapılmış tarakların kullanılabilir. Bu tarakların kullanımı saç ve saç derisi için faydalı olur."


www.purneva.com


Banyoda Loofah Lif Kullanımı ve Faydaları




Cucurbitaceae familyasının bir üyesi olan loofah Amerika'nın merkezinde, Kuzey Afrika'da ve Güneydoğu Asya'da yetişen bir bitkidir ve bilinen en eski masaj ürünüdür. Kabuğu soyulup güneşte kurutulduktan sonra salatalık benzeri kabak meyvesi sert ve pürüzlü bir hale gelir ve ancak suya girdiğinde yumuşar.

Loofah'ı herhangi bir kimyasal madde ilavesi olmadan işlediği için çevre dostu ve cilt için nötr bir ürün olarak kalır. Düzenli kullanıldığında vücuttaki selülit oluşumunu engeller. Selülit tedavisi amacıyla da kullanılır.

Loofah doğal bitkisel bir aşındırıcıdır, cildi düzgün ve yumuşak tutar, yeni hücre üretimini ve kan dolaşımını aktive eder.


LOOFAH KULLANIMI

Sıcak suya tutulduktan sonra banyo sabunu ile süngerin (lif) tercihen yüzeyinde köpürtülerek uygulanır.
Özelliği sayesinde rahatça kavranır.
Su ile temasında çabucak yumuşar esneyen özelliği sayesinde cildi tahriş etmez.
Yüz temizliğinde rahatça kullanılabilir.
Banyo işleminden sonra bol su ile durulanıp nemli kalmaması için kurutulmalıdır.
Pürüzsüz  bir cilt ile sağlıklı yaşamlar dileriz...

www.purneva.com