22 Eylül 2014 Pazartesi

Sahiden Bizim Ne Yemeğe İhtiyacımız Var ?






Tıptaki muazzam ilerlemelere rağmen diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, ülser, astım, depresyon, otizm, romatizma, müzmin yorgunluk, kanser ve osteoporoz (kemik erimesi) gibi kronik hastalıklar son yıllarda müthiş artış gösteriyor.

Bu artışı çok çeşitli nedenleri var, ama en önemlisi geleneksel beslenme tarzımızı büyük ölçüde terk etmemiz. Bütün etrafımızı saran propagandaya, reklâmlara, yazılara ve alışkanlıklarımıza inat, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünme zamanımız geldi. Sahiden, neleri yememeliyiz ya da başka bir deyişle bizim ne yemeye ihtiyacımız var?  Arzu Aygen’in kaleminden.


Eski topraklar nasıl besleniyordu?

Hatırlıyor musunuz? Herkesin birbirine iyi niyetle yaklaştığı, ekmeğin ekmek, karanfilin karanfil gibi koktuğu, toprağın, yağmurun, ayın, güneşin, börtü böceğin, insanların birbirleriyle uyum içinde yaşadığı zamanları… Belki biz ucundan şahit olduk, belki de görmedik bile babaannemizin anlattığı mis kokulu domatesleri, hikâyesi olan insanları.

Doğada mertliği bozan çok şey oldu; kimyasallar, hormonlar, daha çok kazanma, daha güzel görünme, daha çok yeme, daha konforlu yaşama, daha çok şeye sahip olma hırsı. Biz daha çok, daha çok istedikçe bunun yollarını da bulduk ama unuttuk ki yapay müdahalelerle; doğaya ve doğamıza karşı gelerek yaptıklarımız, bizi de doğadan koparıyor ve insani vasıflardan uzaklaştırıyor. Bugün büyük şehirlerde yabancılaşmadan, yalnızlıklardan, soğukluklardan şikâyetçiyiz. Hayvan sevgisi denince boğazından çekiştirerek köpek gezdirmeyi, tabiatı sevmek denince ayaklarımızı toprağa değdiremeden ormanda yürüyüş yapmayı anlıyoruz.

Bu genel kopukluk tablosu içinde vücudumuza da yabancılaşıyoruz. Bizi hiç tanımayan doktorların gazetelerde çıkan sözlerine göre belimizi kalın, kilomuzu fazla buluyoruz. Manken vücutlarına sahip olalım diye reçetemizi de bu yazılardan öğreniyoruz; bol yeşillik, biraz et, öcü ekmek, aman sakın yağ!

Çocukların durumu büyüklerden de vahim. Reklâm bombardımanı ile en çok ihtiyaç duydukları şeylerin kola, şekerleme, çikolata, gofret, cips olduğunu düşünüyorlar, düşündürtüyoruz.

Bütün etrafımızı saran propagandaya, reklâmlara, yazılara ve alışkanlıklarımıza inat, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünme zamanımız geldi. Sahiden, bizim ne yemeye ihtiyacımız var?

Eski topraklar nasıl besleniyordu?

Sorunun cevabını diyabet, kanser, tansiyon, kolesterol, depresyon, alerji, uykusuzluk gibi rahatsızlıklarla günümüzdekinden çok daha az karşılaşan 200 yıl önceki atalarımızın veya şu an “ilkel” dediğimiz toplulukların, neyi nasıl yediklerine bakarak bulmaya çalışalım:

·         Mevsimin meyve sebzesi yeniyordu. Çilek yemek için Haziran’ın, salçalık biber almak için sonbaharın gelmesi bekleniyordu. Günümüzde “modern” tarım uygulamalarıyla kabak, patlıcan, biber, domates, salatalık bütün bir sene raflarda. Aslında doğanın o kadar latif bir dengesi var ki; çok suya ihtiyacımız olan yaz aylarında karpuz, hastalıklardan korunup güçlü kalmaya çalıştığımız kış aylarında narenciye yetişiyor.

·         Gıdalar “gerçek”ti, rafine edilmiyordu. Rafinasyon işlemleri sırasında un, şeker, yağ gibi gıdalar doğal mineral ve vitaminlerini kaybediyorlar. Rafine ürünleri besleyici değerlerinden çok şey feda edilmiş olarak alıyoruz; hem de bilmeden birçok paketlenmiş gıda aracılığıyla, dolaylı olarak yiyoruz. Bugün çok yesek de doymadığımız oluyor, gıdaların besleyici değerinde noksanlar var. Çok aşırı şişmanladığı halde bir türlü iyi beslenemeyenler mevcut.

·         Genetik müdahaleler yaparak insanın istediği şekilde canlıların özünün değiştirilmesi, Allah’ın yarattığını başkalaştırması yoktu.

Günümüzde ABD’nin başını çektiği ülkelerde, soya fasulyesi, mısır, buğday ve pirinç başta olmak üzere birçok tahıl, bakliyat, sebze ve meyvenin genleri ile oynanıyor. Genleri ile oynanmış tohumların üreticisi olan uluslararası şirketler ülkemizde de tohum satıyor!

·         Herkes kendi civarında yetişenleri yerdi. Şu anda Arjantin’den armut, Şili’den üzüm, ABD’den pirinç ve çeşitli ülkelerden tropik meyveler ithal edilmekte. Oysa insanoğlu kendi ikliminin, kendi coğrafyasının ürünü olan gıdalarla beslendiğinde vücudu için daha şifalı bir etkisi oluyor. Örneğin, kendi yaşadığımız bölgenin balını yersek, bu bal, çevremizde alerjiye neden olabilecek polen ve diğer tozlara karşı anti alerjen görevi yaparak sağlığımızın korunmasına yardımcı oluyor.

·         Tarımsal üretimde kimyasal gübre, böcek ilacı veya hormon kullanılmıyordu. Bu ilaçların tortuları meyve sebzenin kabuğunda kalabiliyor. Hormonlar ve gübreler gıdanın yapısından bizlere de aktarılıyor. Bu son derece zararlı yöntem yerine sadece doğal gübre ve böceklerle-zararlı otlarla doğal mücadele yöntemleri kullanılarak yapılan tarıma günümüzde ekolojik / organik / biyolojik / yeşil tarım adı veriliyor.

·         Katkı maddeleri kullanılmıyordu, gıda ve kimya endüstrileri gelişmemişti. Kimya endüstrisinin de gelişmesiyle çilek kokusu veya haşlanmış tavuk kokusu laboratuarlarda üretilebiliyor; gıda üretiminde boyalar ve daha birçok katkı maddesi kullanılıyor. Bu katkı maddeleri de çoğunlukla doğal değiller ve vücudumuza “yabancı”lar. Birçoğu kanserojen.

·         Herkes kendi iç sesini dinleyebiliyor, kendisi için neyin daha iyi olduğunu onu hiç görmemiş doktorlardan daha iyi biliyordu. İnsanlar, reklâm panoları, televizyon, medya, ilaç şirketleri, özel hastaneler tarafından henüz kuşatılmış değildi.

·         Yemek kalabalık aile sofralarında zevkle, muhabbetle yeniyordu. Koşturmaca içindeyken, bir yandan televizyon seyrederken değil; yemeğin tadını çıkara çıkara, sadece yemeği düşünerek yediğimizde vücudumuz çok daha iyi sindirebiliyor ve yediklerimizden daha iyi faydalanabiliyor.

·         Genellikle kıt olan kaynaklarla az çeşitte yemek hazırlanıyordu. Az çeşit yemenin ve hatta bazen aç kalmanın vücudumuza daha iyi geldiği söyleniyor bugün. 6-8 öğün yemek yemek de yoktu. Kuşluk vaktinde ve ikindide, günde iki kez yenirdi.

           
Hayatımızı güzelleştirmek zor değil!

Daha sağlıklı olan atalarımız veya günümüzün “ilkel” toplulukları gibi beslenmeye geri dönmek, yelkovanı tersine çevirmek o kadar da zor değil. Biraz gayret, biraz dikkatle hayatımız değişebilir, güzelleşebilir.

Biz ilk adım olarak rafine gıdaları ve bunlarla yapılmış tüm ürünleri hayatımızdan çıkardık. Bu, şu anlama geliyor; beyaz un, rafine şeker, rafine tuz, rafine yağ veya bunlarla yapılan gofret, cips, bisküvi, gazlı içecek, hazır yemek gibi paketlenmiş ürünleri veya baklavalarla poğaçaları yemiyoruz. Mevsimine göre, ekolojik, genetiği ile oynanmamış besinleri bulmaya gayret ediyoruz.

Peki, çoğu evde maalesef kullanılan rafine gıdalar olmaksızın güzel şeyler yapmak mümkün mü? Cevabımız “evet”. Hem çok lezzetli, hem de doyurucu ve besleyici tarifler çıktı denemelerimizle.

Kitabı ana-kız birlikte hazırladık. Annem, diğer teyzelerim gibi anneannemden aldığı genlerle, çok güzel yemek yapmasıyla ünlüdür. Kitabı birlikte yapma fikrini, bana yardımı dokunacağı için seve seve kabul etti – gerçi hiç konuşulmasa da merhametli ana yüreğiyle zaten yardım ederdi-; kapak taslağında adını görünce de çok şaşırdı. Mahcubiyetle adının çıkarılmasını istedi. Buradaki çoğu tarif onun senelerdir bizim için şefkatle pişirdikleri. (Belki duymuşsunuzdur, bir ailede yemeği annenin ya da büyükannenin hazırlaması, pişirirken herkesi sevgiyle düşündükleri için, yemeği çok daha şifalı kılıyormuş).

Sevdiklerimizi ve kendimizi “temiz” yiyeceklerle besleyerek hastalıklardan ve tüm zayıflıklardan korunmamız dileğiyle...


Arzu Aygen (Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri kitabından alıntıdır.)



21 Eylül 2014 Pazar

Hindistan'da bu yağa "Ruhun Balsamı" deniyor






Fesleğen Uçucu Yağı, Hindistan’da rahatlattırıcı ve güçlendirici özelliğinden dolayı “ Ruhun Balsamı “ olarak ve stres yağı olarak adlandırılır. Tüm uçucu yağlar içinde, en iyi sinir kuvvetlendiricilerden biri olarak bilinir. Zihin yorgunluğunun giderilmesinde, konsantrasyonun güçlenmesi için, uyarıcı ve antidepresandır. Zihnin berraklaşmasını sağlar. 

Migrende, anksietede, uykusuzlukta, asabi tansiyonda etkilidir. Tüm göğüs yolları enfeksiyonlarında, kronik nezlede, antiseptik ve balgam söktürücüdür. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, bulantı, kusma ve karın ağrılarını giderilmesinde spazm çözücü, gaz giderici ve sindirim kolaylaştırıcı olarak yardımcı olur. Âdet söktürücüdür. Yabanarısı ve böcek sokmalarında ağrı kesici ve antiseptiktir. 

Özellikle, masaj yağı olarak, yorucu fiziksel çalışmalar ya da egzersizlerden sonra yorgun kaslar için iyidir. Artrit ve gut rahatsızlıklarını yatıştırır.

Pratikte kullanım yöntemleri;

1. Birkaç damla uçucu yağ, bir kağıt mendile damlatılır. Zihin yorgunluğunda, çalışırken, bir sınav ya da toplantıdan önce, konsantrasyon zayıflığına karşı teneffüs edilir.

2. Sabahları bergamot uçucu yağıyla birlikte, uyandırıcı, tazeleyici, canlandırıcı olarak banyoya 8 damla ilave edilerek kullanılır. Banyo suyuna fesleğen ve bergamot uçucu yağından 4’er damla konulur.

3. Birkaç damla fesleğen uçucu yağı ıslak bir bez parçasına damlatılarak, radyatör üzerine konulduğunda, havayı temizleyerek, hem baş ağrılarının giderilmesine yardımcı olur, hem de sinirlilikte ya da zihin yorgunluğunda kuvvetlendirici etki yapar.

4. Masaj yağı olarak, yoğunluğu azaltılmış yağ, sinirsel zayıflıklarda kullanılır. Haşereleri uzak tutmak için de kullanılabilir.

5. 5 damla fesleğen uçucu yağı, 10 ml badem ve ayçiçeği yağı içinde seyreltilir. Göğüs bölgesi bu yağla ovularak astım ve bronşitte uygulanır.
 
Koku lambası içinde migren için karışım;

3 damla fesleğen uçucu yağı, 4 damla lavanta uçucu yağı ve 3 damla nane uçucu yağı, koku lambasına konulur. Karanlık bir odada derin bir şekilde teneffüs edilerek dinlenilir.


Uyarılar; Hamileler kullanmamalıdır, bazı hassas ciltli kişilerde tahriş edici olabilir. Aşırı kullanımında depresyona yol açabilir.






18 Eylül 2014 Perşembe

Farklı Mizaçlı Kişilerin Yiyecekleri



Sıcak Mizaçlı Kişiler

Mizacı sıcak olan kişiler soğuk tabiatlı gıdalar ve şerbetlerle beslenmelidir. Özellikle yazın çok sıcak günlerinde korku suyu ile kabak aşı, ıspanak, sirkeli ve zeytinyağlı salata ve cacık yemeli; şerbetlerden ise nilüfer şerbeti, limon şerbeti, vişne hoşafı ve mardin eriği hoşafı içmelidir.

Sıcak mizaçlı kimseler yemek vakitlerini geçirdikleri zaman baş ağrıları olur. Bu gibi insanlar için uygun olan; sabahleyin bir iki lokma ekmeği, nar, elma, koruk ve limon şerbeti gibi ekşi şerbetlerden birisiyle ezerek ıslatıp yemeli ve bu tür şerbetlerden içmelidir. Bu yiyecekler soğuk etkili olduğundan bedeni dengeliyor ve baş ağrısının oluşmasını önlüyor.


Safravi Mizaçlı Kişiler

Safravi mizaçlı kişilerin gıdaları soğuk ve yaş-nemli gıdalar olmalıdır. Yani erişte çorbası ile pirinç ve etle pişirilmiş ıspanak çorbası, semiz et ile pişirilmiş erik yemeği gibi yiyeceklerdir. Kabak kalyesi nar ekşisi ile koruk aşı, eril aşı, sirkeli mercimek aşı -buna Araplar tafsîl derler- safravi mizaçlara uygun gıdalardır. Özellikle yaz günlerinde aç kalmamak gerekir. Zira açlık safravi mizaçlara ve gençlere zarar verir.


Demevi Mizaçlı Kişiler

Demevi mizaçlı kişilerin beslenmesi soğuk nitelikli ve kan yapmayı önleyen gıdalardan olmalıdır. Limon, turunç gibi narenciye şerbetleri, amberbaris ve hünnap şerbeti içmelidir. Mercimek aşına sirke katıp yemeli; yemeklere de sumak ve koruk ilave etmelidirler.




Balgami Mizaçlı Kişiler

Balgami mizaçlı kişilerin gıdası sıcak nitelikte ve balgamı kesici özellikteki gıdalar olmalıdır. Nohut,şalgam ve havuç yemeklerini tercih etmelidirler. Ceviz yağı yahut zeytinyağı ile pişirilmiş kırmızı etten kavurmalar bu kişiler için uygundur. Yemeklerine de biber ve tarçın serpmelidirler.


Sevdavi Mizaçlı Kişiler

Sevdavi mizaçlı kişinin gıdası nemlilik veren gıdalardan olmalıdır. Semiz koyun eti ve semiz tavuk etinden çorba veya yahni pişirmelidirler. Erişte yemeği ve rafadan yumurta yemelidirler. Sevdavi mizaçlılar için kabak yahnisi, kabak dolması ve az biber ve tarçın ile yapılmış et köftesi uygundur. Koyun eti veya piliç eti ile pişmiş ve içine biraz maydanoz katılmış ıspanak yemeği de tavsiye edilen yiyeceklerdendir.




Soğuk Mizaçlı Kişiler

Mizacı soğuk olan kişiler sıcak tabiatlı ve hafif yiyecekler yemelidirler. Koyun etiyle pişen nohut yemeği ve üzerine biber, tarçın, kimyon gibi baharat ekilmiş kebaplar uygundur. Soğuk mizaçlılar, üzerine sıcak etkili baharat serpilmiş koyun eti ile pişirilmiş pirinç pilavı yemelidir. Isıtıcı özelliği olan baharatlar genelde zahter-yabani kekik, tarçın, karanfil ve kimyondur. Erişte aşı, Çerkez tavuğu aşı, koyun gerdanı ve semiz tavukla pişmiş çorbalar da uygundur.

Soğuk mizaçlılara güvercin eti ve geyik eti de uygundur. Bu etler pişirilirken çeşni olarak kimyon, frenk kimyonu ve tarçın ekleyip sarımsak katılmalıdır. Ayrıca soğuk mizaçlı kişilere muhallebi, hurma şırası, aşure, paluze -nişasta ve meyve suyu ile hazırlanan hafif bir tatlı- ve baklava yemeleri uygundur.

Kaynak; Sağlığın Can Damarı - Prof. Dr. Ayten Altıntaş


17 Eylül 2014 Çarşamba

Manevi olarak kuvvetli bir temizleyici etkisi olan "Pelesenk Yağı" hakkında







Pelesenk değerli bir ahşaptır. Adını arapça “belesan”, “balsam” yani reçine kelimesinden alır. Çoğunlukla Kızıldeniz kıyıları, Hindistan, Madagaskar, Senegal gibi sıcak iklimli, Karaibler gibi tropikal bölgelerde yetişir, dünyanın en sert ve en ağır tropikal ağacıdır. 

Ağacın gövdesi çizilerek elde edilen reçinesi pelesenk yağı olarak bilinir. Pelesenk ağacının dış odunu sarı, iç odunu çikolata kahverengi ile mor arasında değişir. Ayrıca iç odunda belirli siyah ve mor damarlar bulunur.

Parfüm endüstrisinde, koku verici olarak bazı terkiplerin içine girer. Eski mısırlılarda ölüleri mumyalamada kullanılmıştır. Tarihte Pers krallığının bütün kadınları bu kokudan sürünürler ve kralın giysileri de bununla kokulanırdı.
 
Mirha - Pelesenk, günlük ile sığla yağları ortaçağ Avrupa’sının ve yakın doğunun bilinen en eski tütsülerindendir.


Nefes darlığı ve vereme karşı iyi gelir, öksürüğü keser, balgam söktürücü özelliği vardır.

Gözün görme gücünü arttırır. Göz kararmalarını gidericidir.
Bağırsak iltihabına karşı yararlıdır.

Adale sertleşmesine iyi gelmektedir.

Romatizma ağrılarına ve kireçlenmeye karşı masaj yapılarak uygulanır.

Çatlak ya da sertleşmiş ciltler, yaralar, ağız ülseri, iltihaplı dişetleri üzerine iyileştirici etkisi vardır.

Sulu egzamanın iyileşmesini hızlandırır.

Mantara karşı iyileştirici özelliğinden dolayı, genital yıkamada ya da atletlerin ayak banyolarında kullanılır.

Huzursuzluk hallerini giderir, belirsizlikleri ve korkuları yatıştırır, duygular üzerine pozitif, dengeleyici etkiye sahiptir.

Manevi olarak kuvvetli bir temizleyici etkisi vardır. İyi niyete ve aynı zamanda iç huzura destek verir. Maddi ve manevi dünyayı dengeler.

Kuvvetli hava temizleyicidir, yağ lambaları, hava temizleyicilerde kullanılır. 


Pelesenk Yağı Kullanımı

10 damla uçucu yağ, 25 ml suda iyice karıştırılır. Yaralar için dıştan uygulanır ya da hemoroitler için losyon olarak kullanılır.

1 ml uçucu yağ, 15 ml tatlı badem yağıyla seyreltilir. Yoğun balgamlı soğuk algınlığı ve bronşitte göğse masaj yapılır.

Akne ve deri iltihabı gibi cilt sorunlarının ve iltihaplanmayı azaltmak için, 2 – 4 damla uçucu yağ, 10 ml soya yağına ilave edilerek dıştan uygulanır.

Boğaz ve diş eti sorunları için antiseptik olarak, 1 damla pelesenk ve 1 damla nane uçucu yağı bir bardak suya ilave edilir. Ağız çalkalanır ve gargara yapılır, su yutulmaz.

Cilt çatlakları için, 5 damla pelesenk, 5 damla benzoin ve 4 damla ıtır uçucu yağı, 30 gr parfümsüz, içinde lanolin olmayan kreme ilave edilir. İyice karıştırılır ve cilde uygulanır.



Yüksek doz ve uzun süreli kullanımından kaçınılmalı, böbrek rahatsızlığı olanlarla hamileler denetimi olmadan kullanmamalıdır.


16 Eylül 2014 Salı

Arap Kahvesi "Mırra"nın Aroma Kaynağı ve Mide Dostu Kakule






Suriye sokaklarında kahveyle karışık kakulenin kokusu sarar etrafı. 

Zencefilgiller familyasından olan,  Hindistan’ın, Ortadoğu ve Asya’nın sıcak yörelerinde yetişen kakulenin tohumları içinde nişasta yanı sıra bazı reçineler ve ona özel kokuyu veren uçucu yağlar mevcut. Sabinen, mirsen, menton, borneol ve pinen içerdiği etken maddelerden bazıları.

Orta Doğu'da, Arap ülkelerinde ve Hindistan'da sık kullanılıyor kakule. Araplar kahveye eklemeyi çok seviyorlar, bizde ise 'mırra' adındaki yine Arap kökenli özel bir kahve türüne ekleniyor. Hintlilerde çaya eklemeyi seviyorlar, ikisine de müthiş bir aroma kazandırıyor. Ülkemizde Antep, Urfa gibi bazı yörelerde 'Hel' olarak biliniyor, 'Hememe"de bizdeki diğer bir ismi.

Kakuleyi, et ve bakliyat yemekleri, pilavlar, unlu ürünlerde, balık yemeklerinde kullanabilirsiniz. Sütlü tatlılar ile kurabiye ve keklere de hoş kokusu ile güzel bir lezzet vermekte.

Pek çok kültürde çay ve kahveye aroma katmak için kullanılıyor, Türk kahvesi veya French Press için öğütülmüş granül kahve içerisine damak tadınıza uygun miktarda öğütülmüş kakule katabilirsiniz, tadı ve kokusunu seveceksiniz.

Kakule çayı da yapabilirsiniz: Bir tatlı kaşığı kakule tohumunu ezin ve kaynar su ekleyip 5-10 dakika demlenmeye bırakın, günde üç fincana kadar tüketebilirsiniz. Yemeklerden hemen önce alırsanız sindirime yardımcı olur ve gaz şikayetlerini azaltır.

Hamilelikte kullanılması tavsiye edilmeyen bitkilerden.

Doğu tıbbında soğuk algınlığında, sindirim bozukluklarında, astım ve bronşitte yaygın olarak kullanılıyor. Almanya  Sağlık Bakanlığının bitkisel ürünlerin hazırlanmasından sorumlu birimi E komisyonu kakulenin sindirim bozukluklarında kullanılmasını onaylamış.

Kakulenin şifa özelliklerine bakarsak;

·   İştahı artırır, midevidir, sindirim sistemini uyararak, sindirim işlemini kolaylaştırır.
·   Mide ve bağırsak gazlarını söktürür, aynı nedenle oluşan karın ağrısını da geçirir.
·   Baş ağrısını geçirir.
·   Tükürük akışını hızlandırır.

Bu şikayetleriniz için yemeklerden önce , 1 bardak kaynar suda, taze ezilmiş 1 tatlı kaşığı dolusu kakule tohumlarını 10-15 dakika süreyle demlendirin.

·   Kakule tohumları ayrıca nefesin kötü kokusunu da temizler. Bunun için bir-iki kakule tohumu ağza alınıp çiğnenir.
·   Akciğerler için antiseptiktir.
·   Bronşite çok faydalıdır.
·   Kakule, dövülerek toz haline getirilip, buruna çekilirse nezleyi keser.

Mideniz bulandığında, kaynatacağınız nanenin içerisine bir tutam kakule atın ve daha sonra limon ve bal ilave ederek için. Bulantınız iyileşecektir.


Kakule, nane ve kekikle beraber kaynatılıp içildiğinde hem mide yaralarına hem de midede oluşan gazların giderilmesinde faydalıdır.



11 Eylül 2014 Perşembe

"Çörekotu"nun küçük kara tohumları, sağlıklı bir hayatın anahtarı...


 


Çörekotu ile ilgili araştırmalar yapıldıkça hepsinde sevindirici, hastalıkları iyileştirici sonuçlar elde ediliyor. Küçük kara tohumlar sağlıklı hayatın kapılarını açıyor…


Bitkiler tabiat yaratıldığı günden bu yana var. Aslında derdi veren Yaradan, dermanını çok önceden vermiş insanlara…
Batı tıbbının ve sentetik ilaç sanayinin gelişmesi, tüm dünyaya büyük gösterilip pazarlanması ile hastalıklar ortadan kalkmadı aksine daha da arttı! Şimdilerde dünya genelinde acılarla bilinçlenen insanlar çareyi asıl yerinde tabiatta arıyor ve sonuca da ulaşıyorlar…

Çörekotu ile ilgili bize yol gösterecek en önemli açıklama, Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) 14 asır önce buyurdukları (Buhârî, Tıbb, 7; Müslim, Selâm, 88) “ÇÖREKOTUNA KIYMET VERİN. ZİRA O ÖLÜMDEN BAŞKA HER DERDE ŞİFADIR” hadisidir.

Ancak asırlar boyunca bu sözün hikmetini anlamak ve anlatmak çok az insana nasip olmuş!
Her şeyin bir zamanı olduğunu ve takdir edilen zamandan önce hiçbir şeyin açıklanamadığını bu olayla bir kez daha anlıyoruz…

Zamanı gelmeden çiçek açmıyor! Zamanı gelince de Yaradan’ın verdiğine kimse engel olamıyor…
Maren Franz adlı bir Alman çörekotunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları 1990’lı yıllarda bir araya getiriyor. Hem de, Sevgili Peygamberimiz’in çörekotuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek…

Günümüzde özellikle ABD ve Avrupa’nın büyük ülkelerinde çörekotuna talep çok artmış, istekler karşılanamaz hâle gelmiştir. Almanya’da ise çöreotu tohumu ve yağı, saf veya hap şeklinde eczanelerde ve baharatçılarda yer almaya başlamıştır.

Sağlıklı bir yaşam için öncelikle bağışıklık sistemimizin güçlü olması gerekiyor. Vücudun direnci sağlam olunca kişi genelde iyi hissediyor ve nâdiren hastalanıyor, çünkü rahatsızlıklara karşı direnci fazla oluyor. Böyle olunca da vücud mikrop, virüs ve mantarlarla baş edebiliyor…

Bağışıklık sistemi zayıfladığında hastalıklar ortaya çıkmaya başlar
•Mikroplu hastalıklar, bilhassa sık sık grip olma ve mesane iltihabı.
•Deri, mukoza ve bağırsakta mantarların oluşması.
•İnatçı herpes (uçuk).
•Sindirim sistemi bozukluklarından meydana gelen ishâl ve zayıflama.
•Kaşıntılı deri hastalıkları.
•Kronik (müzmin) rahatsızlıklar.
•Kanda dolaşım bozukluğu, yüzde belirli solukluk.
•Kronik yorgunluk.
•Cinsî isteksizlik.
•Uyku bozuklukları
Bu hastalıklara yakalanmamak için bağışıklık (immun) sistemimizin kuvvetli olması gerekir. Çörekotu, vücudun bağışıklık dediğimiz, savunma sistemini dengelemekte ve mümkün olduğu kadar iyi çalışmasını sağlamaktadır.

Çörekotunun etken maddeleri
100 gr. çörekotu tohumunda yüzde38 karbonhidrat, yüzde35 çeşitli yağlar, yüzde21 oranında da albumin bulunur. Geri kalan yüzde6 ise, yüzden fazla maddeden oluşur. Bu orana çok değerli olan doymamış yağ asitleri de dahildir. Linolen asidi, alfa linolenasidi ve iç yağı bunlar arasındadır. Eterli yağlar olarak nigellon, alfa-pinen vb. mevcuttur. Çok az miktarda bazı vitaminler (B1, B2, B6, niacin), mineraller (demir, kalsiyum, magnezyum, çinko ve selen) ve amino asitleri vardır.
Doymamış yağ asitleri, metabolizmaya yardım eder. Hücrelerin büyümesi, gelişmesi ve yenilenmesinde yine buna ihtiyaç vardır. Ayrıca vücudun ihtiyacı olan hormonların gelişmesinde yardımcı olur. Yine alerjik sinyaller gönderen histamin gibi maddelerin artmasını engeller.

İşte doymamış yağ asitlerin faydaları
•Hormonların yapımına katkıda bulunduklarından, sağlıklı bir savunma-hormon ve sinir sisteminin oluşumunu sağlar.
•Savunma ablukasının kaldırılmasında yardımcı olur.
•Savunma hücrelerinin gereğinden fazla çalışmasını engeller.
•Hücrelerin dağılımı, yenilenmesi ve hücre duvarlarının sağlam olmasına katkıda bulunur.
•Kandaki kolesterolü normale döndürür.
•Kan damarlarının gerginleşmesini ve dolaşım hızını tanzim ederek tıkanmayı önler.
•Tansiyonu düşürüp damar sertleşmesi ve kalp enfarktüsü riskini azaltır.
•Yaraların çabuk iyileşmesine, derinin pürüzsüz olmasına yardım eder.
İnsan vücudu, doymamış yağ asitlerini üretemediği için, dışarıdan almaya mecburdur. Bir gram saf çörekotu yağı, bu açıdan günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.

Çörekotunun diğer tesirleri
•Çörek otundaki nigellon ve alfa-pinen gibi eterli yağlar, solunum borusunu genişletip kramp gidericidir. Ayrıca ifrazı geliştirip öksürüğü hafifletir. İltihap giderici, ağrı dindirici ve idrar söktürücüdür. Devamlı kullanımda kan şekerini düşürür.
•Çörek otundaki B1, B2 ve B6 vitaminleri, birçok enzimlerin üretiminde önem taşır. Zira bunlar, savunma ablukalarını yok eder ve boyun altı bezini; dolayısı ile savunma sistemini güçlendirir.
• Beta karotin, A, E ve C vitamini, selen gibi antioksitler vücudun savunma sistemini güçlendirir. Selen, vücudun zehirli maddeleri atmasında yardımcı olur.

Çörekotunun faydaları
•Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.
•İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.
•Kan şekerini düşürür.
•Damar hastalıklarını önler.
•Hazmı kolaylaştırır.
•Vücuttaki zehirleri süzerek atar.
•İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.
•Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.
•Alerjiyi önler.
•Savunma sistemini dengeler.
•Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

Müzmin hastalıklara şifa
•Çörekotu, çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.
•Çörekotu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.
•Egzamalı deriye sık sık çörekotu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.
•Hazım zorluğu ve mide şişkinliklerinde rahatlatıcı etkiye sahiptir.
•Hemoroide iyi gelir, çünkü damarları güçlendirir ve kan dolaşımını hızlandırır.
•Romatizma, şeker hastalığı ve kolesterolün yükselmesi gibi metabolizma hastalıklarına faydalıdır.
•İktidarsızlık ve kısırlıkta yine yarar verici tesire sahiptir. Çünkü çörekotu, cinsî hormonları tanzim etmekte, bedenî ve ruhî olarak zindelik ve dinçlik vermektedir.
•Çörekotu yağı kadınlardaki ay hâli sancıları ve diş ağrılarına karşı yine başarıyla kullanılmaktadır.

Sağlıklı olmak için çörekotu kürü:
Tabii muhtevası ile savunma sistemine, metabolizma ve hormonlara iyi gelen çörekotu, vücudu toksin adı verilen zehirli maddelerden temizler, kan dolaşımını güçlendirir ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cildi parlaklaştırır. Düzgün bir cilde, parlak saç ve gözlere sebep olur. Sağlıklı ve hayat dolu bir görünüm sağlar. Çörekotu kürü: 1 tatlı kaşığı saf doğal bal ve 1 çay kaşığı çörekotu tohumunun karıştırılıp, sabahları aç karnına uygulanabilir. (Ortalama 20 veya 30 gün)

Bilim çörekotu mucizesini her hastalık üzerinde araştırıyor
Laboratuar araştırmaları, çörekotunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve buna bağlı olarak vücudu tahrip eden mikroplara ve virüslere karşı gücünü, ayrıca kansere karşı direncini artırdığını ortaya koymuştur. Bugün Amerika'nın en büyük enstitüsünde Dr. Ahmed el-Kâdî ve Dr. Üsame Kandil ileri safhadaki kanser ve aids hastalarına bala katılmış çörekotu vermektedirler.

Londra Kings College Üniversitesinde yapılan bir çalışma 1997 yılında yayınlandı. Yapılan araştırmada çörekotunun iki çeşit yağ ihtiva ettiği ortaya kondu. 

Bunlar yüzde0.45 oranında anti enflamatuar (iltihap önleyen) özelliğe sahip olan uçucu yağ, diğeri ise yüzde33 oranında sabit yağdır. Çörekotunun uçucu yağının romatizma gibi, eklem hastalıkları iltihabını hafifletmede etkin olduğunu ifade eden araştırmacılar, bazı mikropların etkinliğini yavaşlattığını ve iltihap oluşmasını engelleyici bir özelliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur.

Karaciğeri tahripten koruyor
Demmam Kral Faysal Üniversitesinden Dr. el-Ğâmidî, yaptığı bir çalışmada çörekotu çözeltisinin fareler üzerinde karaciğeri carbon tetrachloride adındaki zehirli maddeye karşı korumadaki etkisini ortaya koymuştur. Çörekotu verilen farelerde karaciğer enzim düzeyi daha düşük çıkmıştır. Bunun yanında karaciğer dokusu üzerine zehirli maddelerin etkisi ise daha az görülmüştür. Bu araştırma 2003 Mayısında Am J. Clin Med Dergisinde yayınlanmıştır.

Bir başka araştırma 2003 Eylül'ünde Phytother Res Dergisinde yayınlanmıştır. Bu makalede araştırmacılar carbon tetrachloride gibi zehirli maddeler verilen farelerde çörekotu tedavisi neticesinde karaciğer tahribatının daha az olduğunu ortaya koymuştur.

Karaciğer kanserinden koruyor
J. Carcinog Dergisinin 2003 sayısında yayınlanan bir çalışmaya göre Sri Lanka Kelaniya Üniversitesinden uzmanlar diethylnitrosamine vererek karaciğer kanseri oluşturdukları 60 fare üzerinde araştırma yapmışlar, bu farelerden bir grubuna çörekotundan bir karışım verilirken, diğer gruba sadece ot verilmiştir. Daha sonra araştırmacılar bu fareleri on hafta süreyle izlemeye almışlar ve deney farelerinde karaciğer dokusunu inceledikten sonra kanser etkisinin şiddetinin çörekotu karışımı ile tedavi edilen farelerde daha az olduğunu ortaya koymuşlardır. Araştırmacılar buradan bu çeşit maddelerin karaciğeri kanserojen etkilerden korumada payı olduğu sonucunu çıkarmışlardır.


Kolon kanserinden koruyor
Mısır Tanta Üniversitesinden araştırmacılar bu çörekotunun kolon kanseri üzerindeki etkisini araştırmışlar, araştırmalarını 2003 Şubatında Nutr Cancer Dergisinde yayınlamışlardır. Araştırmacılar 45 fareye kolon kanserine yol açan kimyasal madde vermişler, 30 fareye de ağız yoluyla çörekotu yağı içirmişlerdir. Deneyin yapılmasından on dört hafta sonra çörekotu yağı verilen farelerde kolon, karaciğer veya böbrek üzerinde herhangi bir kanserli değişiklik olmadığını görmüşlerdir. Bu da bize çörekotunun uçucu yağının kolon kanseri oluşumunu engellemedeki gücünü göstermektedir.

Meme kanserini önlüyor
A.B.D Jackson Mississipi Üniversitesinde yapılan ve Bio Med Sci Instrum Dergisinde 2003 yılında yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar çörekotu özü kullanmanın meme kanseri hücrelerini yavaşlatmadaki etkisini ortaya koymuşlardır.

Şeker hastalarında şekeri düşürüyor
2003 Aralığında Tohoku J Exp Med Dergisinde yayınlanan bir çalışmada Türkiye 100. Yıl Üniversitesinden araştırmacılar şeker hastalığına yakalattıkları 50 fare üzerinde deney yapmışlardır. Bunu farelere karın zarından (periton) girerek streptozotocin maddesi vererek yapmışlardır. Bundan sonra fareler iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba otuz gün süre ile her gün karın zarından (periton) uçucu çörekotu yağı verilmiştir. Diğer gruba ise çörekotu yağı içermeyen tuzlu bir sıvı verilmiştir. Araştırmacılar şeker hastalığına yakalanmış farelerde çörek otu yağının kanda şeker oranını düşürdüğünü ve insülin miktarını arttırdığını tespit etmişlerdir. Ayrıca çörekotu yağı insülin salgılanmasından sorumlu pankreasta beta hücrelerini harekete geçirip, çoğaltmıştır. Bu da çörekotunun şeker hastalığının tedavisinde yardımcı olabileceğini ortaya koymaktadır.

Japonya'da yapılıp 2002 Aralığında Ress Vet Sci Dergisinde yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar çörekotu yağının şeker hastalığına yakalandırılan farelerde insülin salgısını arttırdığını tespit etmişlerdir. Deney farelerinde çörekotu yağı kanlarında şekerin düşmesine yol açmıştır.

Dr. Muhammed ed-Dehâhınî'nin 2002 yılında Planta Med Dergisinde bir araştırması yayınlanmıştır. Doktor bu çalışmasında kan şekerini düşüren çörekotu yağının etkisinin kanda insülin miktarını arttırarak değil, aksine pankreas harici bir yoldan sağlamış olabileceğini ileri sürmüştür.

Türkiye'de 100. Yıl Üniversitesinde yapılıp, 2001 yılında yayınlanan bir araştırmada bu kez Yeni Zelanda tavşanları kobay olarak kullanılmıştır. Tavşanlar iki gruba ayrıldıktan sonra bir grup şeker hastası yapılmış ve ağız yoluyla iki ay süreyle günlük olarak çörekotu özü ile tedavi edilmiştir. Araştırmacılar bu inceleme sonunda çörekotu özüyle tedavi edilen tavşanlarda kan şekerinin düştüğünü, bunun yanında damar sertliği oluşumunu azaltmada rolü olan antioksidan maddelerin arttığını tespit etmişlerdir.

Alerjik hastalıkları tedavi ediyor
Berlin (Almanya) Charite Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre araştırmacılar alerjik hastalıklara yakalanmış 152 hasta üzerinde bir çalışma yapmışlardır. (Bu hastalarda alerjik burun iltihabı, astım ve egzama hastalıkları bulunmaktaydı .) Yapılan çalışma Tohoku J Exp Med Dergisinin 2003 sayısında yayınlanmıştır. Bu alerjik hastalar, çörekotu yağı ihtiva eden kapsüllerden günlük 40- 80 mg. arası verilerek tedavi edilmişlerdir. Hastalardan bu deney süresince özel ölçüm araçlarıyla kendilerindeki belirtileri kaydetmeleri istenmiştir.

İmmunglobilin- E (IgE) ölçümü gibi laboratuar tetkikleri ile hastaların akyuvar sayısı, cortizol hormon düzeyi, iyi huylu (HDL) ve kötü huylu (LDL) kolesterol düzeyleri ölçülmüştür. Yapılan çalışmalar astım veya alerjik burun iltihabı ya da egzama hastalığına yakalanmış kişilerde belirtilerin iyiye doğru gittiğini ortaya koymuştur. Bu hastalarda trigliserid düzeyi hafif miktarda düşmüş, buna karşılık faydalı kolesterol düzeyi açık biçimde yükselmiştir. Diğer yandan da cortizol veya lenfositlerde kayda değer bir etki görülmemiştir.
Alman araştırmacılar, yaptıkları deneyden çörekotu yağının alerjik hastalıklarda ek bir ilaç olarak etkin olduğu sonucunu çıkarmışlardır.

Solunum yolu hastalıklarında kullanılıyor
Riyad Kral Suud Üniversitesinden araştırmacılar çörek otu yağının antı enflamatuar etkisini kobay olarak kullandıkları Hint domuzunun (Guinea Pig) nefes borusu (Trachea) üzerinde araştırmışlardır. Araştırma neticesinde anti enflamatuar etkinin nefes borusu adaleleri üzerinde gevşetici bir role sahip olduğunu görmüşlerdir. Bir başka ifadeyle çörekotu yağının anti enflamatuar özelliğinin nefes borusu adalesini genişlettiği ortaya çıkmıştır. Bu da nefes darlığının tedavisine yardımcı olmaktadır.

Mide hastalıklarında koruyucu
Kahire Üniversitesinden araştırmacılar midelerinde yara açtıkları fareler üzerinde deneylerde bulunmuşlar ve denek farelerini, çörekotuyağı veya (içindeki etkin özellik) anti enflamatuar ile tedavi etmişlerdir. Yapılan deney, bu iki maddenin mide zarını tahriş edici etkenlerden veya mideye zararlı yaralardan koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İskenderiye Üniversitesinde görevli ve çörek otu alanında uluslararası üne sahip büyük uzman Dr. Muhammed ed-Dahâhınî bu konuda bir çalışma yapmıştır. Dahâhınî, fareler üzerinde yaptığı çalışmada çörekotunun alkolün sebep olduğu tahrişlerden mide zarını koruyucu etkisini incelemiştir. Bu araştırma neticesinde çörek otu yağının alkolün sebep olduğu mide tahrişlerine karşı etkin koruyucu bir tesiri olduğunu ortaya koymuştur.

Böbrekte meydana gelen olumsuz etkileri yavaşlatıyor, böreği hasta olmaktan koruyor
Ezher Üniversitesinden araştırmacılar çörekotundaki anti anti enflamatuar özelliğin böbrek rahatsızlığına olan etkisi üzerine bir çalışma yapmışlardır. Doxorubicin maddesi vasıtasıyla fareler üzerinde yapılan çalışmada anti enflamatuar (çörek otundaki etkin özellik) idrar yoluyla protein ve albümin atımını yavaşlattığı tespit edilmiştir. Ayrıca çörek otunun böbrekte meydana gelen olumsuz etkileri yavaşlatan anti oksidan madde içerdiği görülmüştür. Bu da anti enflamatuar özelliğin böbreği hasta olmaktan koruyan bir rolünün olabileceğini göstermektedir.

Kalp ve damarları koruyucu etkisi
Bilim adamları, hastaya vitamin (folikasit, vitamin B 6, vitamin B 12) verilmesinin kandaki homocysteine düzeyini düşürdüğünü saptamışlar. Buradan hareketle araştırmacılar, Kral Suud Üniversitesinde (Suudi Arabistan) çörek otunun kandaki homocysteine düzeyine olan etkisini incelemişler. Yapılan bu çalışma 2004 ocağında Int J Cardiol Dergisinde yayınlanmıştır.
Araştırmacılar bir hafta boyunca otuz dakika süreyle bir grup fareye çörek otunda bulunan anti enflamatuardan 100 mg. vermişlerdir. Bunun neticesinde anti enflamatuar özelliğin kanda homocysteine maddesinin yükselmesine karşı etkili olduğunu tespit etmişlerdir. (Doğal olarak farelere bu deneyden önce homocysteine maddesinin düzeyini yükseltecek ilaç verilmiştir.)
Homocysteine maddesinin kandaki yüksekliği trigliserit, kolesterol ve vücuda zararlı oksidan maddelerin düzeyinin yükselmesine yol açmaktadır. Araştırmacılar çörekotu özünün homocysteine düzeyinin yüksekliğine eşlik eden zararlı maddelerin azalmasına yol açtığını görmüşlerdir. Bu, çörekotu yağının homocysteine düzeyinin yüksekliği ile ona eşlik eden kan yağlarının yükselmesi neticesinde meydana çıkan zararlı etkilerden kalbi ve damarları korumasının mümkün olduğu anlamına gelmektedir.

Antioksidan maddeler içeriyor
J Vet Med Clin Med Dergisinin 2003 Haziran sayısında bir araştırma yayınlandı. Bu çalışmayı yürüten doktorlar carbon tetra celoride verilen farelerde çörekotunun antioksidan olarak etkilerini tespit etmek için bir deney yaptılar. Bu deney 60 fare üzerinde gerçekleştirildi ve birçok fareye karın zarından (periton) girerek çörekotu yağı verildi. Bu deney 45 gün sürdürüldü. Deney neticesinde araştırmacılar çörekotu yağının lipid peroxidation düzeyini düşürdüğünü, buna karşılık antioksidan maddeleri arttığını tespit ettiler. Bilindiği üzere antioksidan maddeler, vücudu birçok dokuda tahribat oluşturan ve damar sertliği, kanser, bunama ve benzeri birçok hastalığa yol açan serbest radikallerin etkisinden korumaktadır. Drug Chem Toxicol Dergisinin 2003 Mayıs sayısında yayınlanan bir başka araştırma çörekotu yağında antioksidan maddenin bulunduğunu ortaya koydu.

Çörekotu ve kolesterol
Kazablanka (Fas) Kral II. Hasan Üniversitesinden araştırmacılar çörek otunun farelerde kolesterol ve kan şekeri düzeyine olan etkisini araştırdılar. Bu çalışmada farelere on iki hafta boyunca 1 mg. çörekotu yağı verildi. Yapılan deneyin sonunda farelerin kanında kolesterolün yüzde15, trigliseritin yüzde22, kan şekerinin yüzde16.5 azaldığı, buna karşılık hemoglobin miktarının yüzde17.5 arttığı görüldü.
Dr. Muhammed Dahâhınî'nin 2000 Eylül'ünde bir Alman dergisinde yayınlanan çalışması, çörekotu yağının farelerde kolesterol ve trigliserit düzeyini düşürdüğünü ortaya koydu.

Tansiyonu dengeliyor
Kazablanka (Fas) Therapi Dergisinin 2000 sayısında yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar günlük olarak 0.6 mg. alınacak çörek otu özünün idrar söktürdüğünü ve tansiyonu düşürdüğünü tespit ettiler. Çörekotu özü ile tedavi edilen farelerde tansiyon yüksekliği ortalama olarak yüzde22 oranında düşerken, nidilat hapı verilerek tedavi edilen farelerde yüzde18 oranında düştüğü görüldü. (Nidilat, tansiyon düşürücü etkisi bilinen meşhur bir haptır.) Çörekotu ile tedavi edilen farelerde idrar miktarı da artmıştır.

Romatizma ağrılarını dindiriyor
Ağa Han Üniversitesinden (Pakistan) araştırmacılar, Phytother Dergisinin 2003 Eylül sayısında yayınlanan bir çalışmalarında aşağıdaki soruyu gündeme getirdiler: Romatizma hastalığına yakalanmış olan kimselerde mafsal iltihabının hafifletilmesinde çörekotu ne gibi bir rol oynamaktadır? Doktorlar tarafından bilinen vücutta fagostik hücrelerin (macrophages) ürettiği bir madde olduğu ve bu maddenin nitric oxsid adını aldığı bilinmektedir. Bu madde iltihap olayında arabulucu bir rol oynamaktadır. Araştırmacılar çörekotu özünün nitric oxsid üretimini yavaşlattığını tespit etmişlerdir.
Demmam Kral Faysal Üniversitesinden Dr. el-Ğâmidî'nin J Ethno Pharmacol Dergisinin 2001 sayısında yayınlanan bir araştırmasına göre çörekotunun eklem iltihaplarına karşı yatıştırıcı bir etkisi bulunmaktadır. Bu özellik çörekotunun bu etki mekanizmasını anlamak için daha fazla çalışma yapılmasına kapıyı aralayacaktır.

Kanı sulandırıyor
Demmam Kral Faysal Üniversitesinde (Suudi Arabistan) fareler üzerinde yapılan bir çalışma çörek otu yağının pıhtılaşma faktörlerine karşı etkisini ortaya koymuştur. Denek fareler çörekotu yağı ihtiva eden unla beslenmiştir. Araştırmacılar normal unla besledikleri farelerle bu fareleri mukayese etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuç pıhtılaşma faktörlerinde bazı değişikliklerin görüldüğüdür. Farelerin kanında fibrinojen maddesinin yükseldiği görülmüştür ve prothrombin zamanı uzamıştır. Bu da bize çörekotu yağı kullanarak farelerde kanı pıhtılaştıran faktörde değişiklikler meydana getirme imkanı olduğunu göstermektedir.

Mikropları öldürüyor
Kahire Üniversitesinden Dr. Mürsî Acta Microbiol Pol Dergisinin 2000 sayısında yayınlanan bir araştırmasında çörekotunun mikroplara olan etkisini incelemiştir. Doktor, gram pozitif boyadan 16, gram negatif boyadan 6 çeşit üzerinde incelemede bulunmuştur. Bunun neticesinde bazı mikrop türlerinin çörekotu özüne karşı olumlu cevap verdiği ortaya çıkmıştır. 

Mantarı durduruyor
Ağa Han Üniversitesinde (Pakistan) yapılan bir çalışma Phytother Res Dergisinin 2003 Şubat sayısında yayınlanmıştır. Bu çalışmada kandidiyasiz (candıda albıcans) hastalığına yakalandırılan fareler çörekotu özüyle tedavi edilmiştir. Araştırmacılar candida albicans mantarlarının gelişiminde çok büyük oranda gerileme olduğunu görmüşlerdir. Dr. Ağa Han araştırmasının sonunda şöyle demiştir: "Bu çalışmanın neticesi, çörekotunun mantarların tedavisinde faal olduğunu ortaya koymaktadır."
Bu sonuçlar, çörekotunu “ölümden başka her derde deva” olarak tarif eden Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.) yüceliğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Çünkü Efendimiz(s.a.v.) çörekotunun daha yeni keşfedilen bu mucizevî özelliklerini asırlar öncesinden görmüş ve bunu da, kıyamete kadar gelecek olan insanların en iyi anlayacağı şekilde ifade etmiştir.

Böyle bir doğa harikası şifalı bitki varken, sentetik ilaç üretmeye ve tüketmeye gerek var mı?

Kaynak: www.iyibilgi.com / Nihal Doğan
Maren Franz/ Tabiattan Gelen Şifâ Kaynağı Çörekotu
Doç. Dr. Sefa Saygılı / Psikiyatrist
Dr. Hasan Şemsi Paşa/ Kalp Hastalıkları Uzmanı