7 Eylül 2014 Pazar

Halvette 40 Gün - Psikolog Bir Dervişe'nin Halvet Günlüğü ve Bilimsel Çözümlemesi






Halvette 40 Gün -  Psikolog Bir Dervişe'nin Halvet Günlüğü ve Bilimsel Çözümlemesi
Michaele Mihriban Özelsel

1990 başlarında, Üsküdar'da, derme çatma, birkaç katlı bir apartmanda, soğuk ve eşyasız bir odada dünyayla ilişki görünürde kesilirken, belki de asıl hayat su yüzüne çıkar; beden latifleşir, ruh genişler, saplantı nevrozları çözülmeye durur. İnsan, asıl hayat ve maceranın içine gömülür... Çocukluktan evliliğe, akademik bilgiye kadar pek çok şey gözden geçirilir. Ama artık bir iç gözdür bu bakan...

Kış mevsiminde, kalorifersiz, ahşap bir Üsküdar evinde halvete soyunan yarı Türk yarı Alman psikolog bir dervişe. Çile sözcüğünün bütün anlamlarıyla yaşanan bir tecrübe. Birkaç hurma, birkaç zeytin ve üç günde bir elma ve su. Oruç ve Kur’an. Ve Mevlana, İbni Arabî. Kırk gün halvet. İçe dönme ve içsel yolculuklar. Halvetin ruhsal tecrübelerinin bilimsel izahları ve sufi geleneğin leziz literatürüyle süren bir anlatım.

Michaela Mihriban Özelsel: 1949’da Almanya'da doğmuş, gençlik yılları Türkiye'de geçmiş, psikoloji lisans eğitimini ve yüksek lisans eğitimini North Carolina üniversitesinden, doktorasını ise Goethe üniversitesinden almış, dünyanın bir çok yerinde dersler, konferanslar vermiş ve Maryland üniversitesinde öğretim görevlisidir. Mevlevi geleneğine göre girdiği halvet deneyimini, mürşidinin izni ve yönlendirmesiyle, bu kitapta aktarıyor.

Kitaba önsöz yazan Annamarie Schimmel, Müslüman bir Avrupalının halvet deneyimlerini anlatan ilk kitap bu, diyor.

Kitap 3 ana bölümden oluşuyor: Günlük kısmı, Bilimsel Çözümleme, Başkalarının deneyimlerini aktaran soru-cevap kısmı.

Halvette Kırk Gün'ün yazarı, halveti "Bedenin latifleştiği, ruhun genişlediği, eğer varsa saplantı nevrozlarının çözülmeye durduğu" bir süreç olarak tanımlıyor. İnsanın, hayatın özüne doğru gömüldüğü bir haldir bu. Ayet ve hadislerin, zikrin, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve İbn-i Arabi okumalarının bu ruhsal deneyimde tartışılmaz bir yeri vardır.

İnsanlarımızın genelinin pek vâkıf olmadığı, olanlarının da bir sır olarak ifade ettikleri halvetin içeriği hakkında ilk olan bu eser, Almanya'da üniversitelerde kaynak eser olarak okutuluyor.

En az kitabı kadar ilginç bir hayatı var Özelsel'in. Sebep sonuç ilişkilerinden mürekkep sandığımız hayat onu karanlığın eşiğiden almış aydınlığın sınırlarına bırakmış. Dr. Mihriban Michaela Özelsel, Protestan aristokrat bir ailenin kızı olarak 1949 yılında Almanya'da dünyaya gelmiş. 35 yıl sürecek ve dinsiz geçecek uzun bir dönem 17 yıl öncesinin ramazan atmosferinde tövbe kapısının her daim açık olduğu, aşk ve muhabbet erlerinin piri Hz. Mevlânâ'nın manevi huzurunda son bulacaktı.

Hz. Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, İbni Arabi, Gazali ve diğer birçok kıymetli ilim ve gönül adamlarının kitaplarını okumaya başlayan dünün Michaela'sı bugünün Mihriban'ı bu mutlu ve huzurlu süreçte okuduğu kitaplarda bir rehbere ihtiyaç olduğunu söylüyor; "Hak yolunda yürümek ve ilerleyebilmek için, yolculuğun zorluklarında yanında olacak, ona yön verecek bir rehber ile daha da kolaylaşıyor bu süreç." Rehberini bulur ve ve seyr-i süluk esnasında bu kez de tecrübe gerektiren yeni bir bilgi ile karşılaşır.

Okuduklarından ve hocasından öğrendiklerini yeni hayatında uygulama sürecine başlayan Mihriban Hanım nefsi ile mücadele yöntemlerini de tecrübe etmeye başlar. 1990 başlarında, Üsküdar'da, derme çatma, birkaç katlı bir apartmanda, soğuk ve eşyasız bir odada dünyayla ilişkisi görünürde kesilirken, sırlarla dolu bir hayat su yüzüne çıkmaya başlar. Özelsel çileye ya da halvete girmek olarak adlandırılan hali yaşar; "Çile ya da halvet denen bu hadise çok eski bir metot. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir mağarada duruyordu ve Hak ile hemhal oluyordu. Bu da onun bir devamı niteliğinde, Issız ve sakin bir odada belirlenmiş bir gün süresince orada kalıyorsunuz. Kur'an ve dualar okuyorsunuz. Tesbih ve zikir çekiyorsunuz, oruç tutuyor, namaz kılıyor ibadet edip sürekli Allah'ı düşünüyorsunuz."

Mihriban Hanım, halvete girdikten kırk gün sonra hayata bakışında, düşüncelerinde, fikirlerinde maddi ve manevi birçok değişikliklerin olduğunu söylüyor. "Şunu anladım ki tevhid diye bir hadise var. Gayrı yok. Her yerde ve her şeyde o var. Allah olmadan hiçbir şeyin olmadığını anladım. Akıl ve bilgi yok oldu ama daimi bir bilgi belirdi. Hiç bir şey yoktu, yalnız varlık vardı."

Yazar halveti "bedenin latifleştiği, ruhun genişlediği, eğer varsa saplantı nevrozlarının çözülmeye durduğu" bir süreç olarak tanımlıyor. İnsanın, hayatın özüne doğru gömüldüğü bir haldir bu. Çocukluktan evliliğe, akademik bilgiye kadar pek çok şey gözden geçirilir. Dr. Özelsel'in, Halvet Günlüğü'nü okurken halvetin ne olduğu konusunda bilgiler edinmekle kalmayacak; zikrin, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve İbn-i Arabi okumalarının, ayet ve hadislerin bu ruhsal deneyimdeki tartışılmaz yerini göreceksiniz.

Halvet boyunca görülen ve yorumlanan rüyalarsa, günlüğün belki de en ilginç parçalarını oluşturuyor. Halvetin dışarıdan kopuş ve içe, derine çekiliş; ruhun yaralanmış bir hayvan gibi kendi izlerini sürerek inine çekilmesi, ayrı düşülen Yaratıcı'nın arındırılmaya çalışılan zihinde yeniden yankılanması gibi çarpıcı imgeler günlükteki betimlemelerden sadece birkaçı.

Zengin bir entelektüel birleşimin sonuçlarına dayanan Yorumlar bölümü, halvette yaşananlara bilimsel açıklamalar getiriyor. Bu bölüm biri Doğulu, biri Batılı iki şairin (Tennyson ile Rumi) gözünden varlık ile birlik'in görünümünün resmedilişiyle açılıyor. Sonraki bölümlerde yazar halvet deneyiminin başlangıcındaki Kurban ritüeline, kendi deneyimlerinden yola çıkarak Rupert Sheldrake'in "morfik rezonanz" tezine, zikrin insan fizyolojisi üzerindeki dönüştürücü etkilerine, mistik deneyimin psikoterapötik değerine, maneviyat ilişkisine çeşitli açıklamalar getiriyor, sufizmin klasik konularına disiplinlerarası bir gözle eğiliyor.


GÜNLÜK KISMINDAN ALINTILAR (1. Bölüm)

Yazarın Mevlana’dan, Kur’an’dan ve diğer önemli kişilerden yaptığı alıntılar:

“İlmi, hak etmeyenlere vermeyin, hak edenlerdense esirgemeyin ki haksızlık etmiş olmayasınız.” (Mevlana)

“Kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı.” (Mevlana)

“Acı benliğimizi sardığında, dar görüşlülüğün perdeleri yırtılır.” (Mevlana)

“… Sırf acı çektiğinde görüyor olmandan dolayı, acı sana sunulmaktadır ki pişesin ve Allah’ı hatırlayasın.” (Mevlana)

” İnsanı yönlendiren acıdır. Bir işte acı, arzu ve aşk özlemi olmadığı sürece, insan O’na yönelmeyecektir.” (Mevlana)

“… Vuslat özlemi olmaksızın yaşayabilen ve arama ihtiyacı duymayan bir insan gerçek bir insan olamaz;…” (Mevlana)

” Kişi, övgüye değer bütün özelliklerini kendi çabası ve çalışmasıyla elde ettiğini zanneder. Ancak bir zorluk içersindeyken, bütün güçleri tükendiğinde, hayal kırıklığına uğradığında Rabbi ona şöyle der: “Bütün bunları kendi çabaların, kendi güçün ve kendi zekanla mı elde ettiğini zannettin?… Bu zannın ve nankörlüğün için bağışlanmayı dile. Çünkü sen, kendi ellerin ve ayaklarınla başardığını sandın. Şimdi artık tüm vardıklarının bizim lütfumuz olduğunu anladığına göre, mağfiret dile, çünkü O bağışlayıcıdır.” (Mevlana)

“Kendini planlarından nasıl kurtaracağını planla” (Mevlana)

“Kelimeler arayanı arayışa, gevşek olanı bıkkınlığa iter.” (Mevlana)

“… Allah’ın acı ve rahatlığı birbirine dönüştürdüğünü bir an bile idrak etmiş olsaydın, bu, senin bütün amellerinden daha makbul olurdu…” (Mevlana)

“İyi günler de kötü günler de yoktur” (Mevlana) “Kesinlikle kötü olan bir şey, daha ileri bir farkındalık aşamasından iyiye dönüşebilir.”

“Okyanusun müziği; sadece dalgaların kıyıya çarpması değil, aynı zamanda kıyısızlığın da sesidir.” (Mevlana)

“Kendini yok etmek için çok çabalaman gerekir ki, Baki olanı farkedesin.” (Mevlana)

“Susuzluk, kuyu dolu olduğunda bile korkudan dindirilemeyendir, değil mi?” (Halil Cibran)

“Zaten sahte ve tutarsız olan er ya da geç yıkılıp gitmek zorundadır!” (Kur’an 17:82)

“Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı. …. Şüphesiz her güçlükte bir kolaylık vardır. Şüphesiz her güçlükte bir kolaylık! O zaman sıkıntıdan kurtulduğunda sağlam dur ve yalnız Rabbine sevgi ile yönel.” (Kur’an 93:3-6-7; 94:4-6-8)

“İnsanların dünyası iner çıkar ve insanlar da dünyalarıyla birlikte iner çıkarlar; biz savaşçıların bu iniş çıkışlarla bir işi olmaz.” (Castenada)

Yazarın kendi kelimelerinden alıntılar:

” Psikolojik bakış açısıyla insan eğilimleri, alışık olduklarını seçme ve alışkanlıklarını pekiştirme yönündedir. Bu mantıkla, eğer ben kendimi yeni deneyimlere açmak istersem, zikir gibi doğama aykırı şeyler yapmak zorundayım.”

“Niyetlerimin beni sadece O izin verdiği sürece bir yere götüreceğini düşünmek, huzur ve sükunet getiriyor.”

“Hayatıma şöyle bir dönüp baktığım zaman anlıyorum ki, ilerlememe neden olan hep zor dönemlerdi. … Üzülme, der Hz. Mevlana ve devam eder: kaybettiğin her şey başka bir surette geri döner.”

“Sanırım bütün mutsuzluklar, bir şeylere sahip olduğumuz zannından ve zaten olacak olana direndiğimizden doğuyor. Derinlerde saklı olan huzur anahtarı ise kabullenmek ve direnmekten vazgeçebilmektir. …. : Dileyebilirsin ama ihtiyaç duyma!”

“Kendi kendine başardığın zannı, tehlikeli bir tuzaktır… Tuzakları bilmek ise onlardan korunmayı sadece kısmen sağlıyor. ….. yoğun kişisel çaba gereklidir, ama sonuçları belirlemez. Sonuçları belirlemek elde değildir.”

“Eğer bir şeyi başaramazsam sorumluluğu üstlenirim: daha dikkatli hazırlanabilirdim; daha çok çaba sarfedebilirdim vs. Ama gerçekte bütün bu başarısızlıkların sorumluluklarını üstlenmek bile bir nev’i haddini bilmezliktir! ne kadar şeytani bir aldatmaca! Ve psikologlar bu tuzağa doğruca düşmek üzere programlanıyorlar.”

” Her yeni günün olağanüstülüğü, olağan bir durum oldu…”

“Tabii ki aşk düşünülerek veya zorlayarak ulaşılabilecek bir şey değildir. Aşk “isabet” ettiğinde bu hakikaten bir rahmettir.”

“İşin sırrı, kabullenişte yatıyor. …” “İlahi iradeye teslimiyetle oluşan huzur ve içsel bakış. Gerçek çok açık. Bu idraki nasıl oluşturabilir, nasıl “hatırlayabilirim”?

“Acı hissediyor olmak umursamaz olmaktan çok daha iyi! İyice yanmak ve arınmak için daha fazla acı talep ediyorum ki sesi tok ve pürüzsüz çıksın diye ateşten geçirilen bir ney gibi olabileyim.”

“Benim “niçin”li zekam, daima kontrolü elinde tutmaya çalıştı ve nihayet kör bir vadiye düştü. Çıkışı bulamıyorum.”

“Anlaşılan, her gün yeni sorunlar çıkıyor ve diğerlerine yer açmak için çözümleniyorlar…”

“Ümit ve korku, çabanın kanatlarıdır.”

“Rüzgar” ve “Okyanus” vazgeçmeye hazır olanı taşımak için daima hazır ve nazırdırlar. Kişinin kendisi ya hak kazanır ya da kendini dışarıda bırakır. Egonun (nefs) ihtiyaçlarının oluşturduğu ağır yük, kesinlikle geride bırakılmalı.”

BİLİMSEL ÇÖZÜMLEME KISMINDAN YAPILAN ALINTILAR (2. Bölüm)

“Mümkün olabilecek şeylerle uğraşmak, Batı’nın bilinen güçlü eğilimlerinden biridir. Niçin sadece “otuz kuşun” başarabildiği bir şeye bu kadar enerji harcansın ki? …., batılı insan maddeye olan zaafından dolayı kendi kendine oluşturduğu sınırları aşamamaktadır. İnsan olma sürecinin üst aşamaları, kültürel veya teorik olarak mevcut bile olmadığından, ulaşılacak bir hedef değildir. Böylece, varoluşun anlamsızlığı sürüp gider.”

“Sufi geleneğinin en temek gerekleri, güven ve umuttur; ….. , eğer birisi umutsuzluk ve kuşku batağına düşerse o zaman erdemsizlik batağındaki insanların akımlarına bağlanır.”

“Yok olmak için çok çaba harca ki, böylece VAR olanı görebilesin.”

“Sadece gecenin yolu şafağa ulaştırır.” (Halil Cibran)

“… çünkü “dertlenme ilk neşelenmeden gelen, öğrenilmiş bir derstir ve dertsizlik ilk bilgisizliklerdendir… Onun için sen sabırlı ol ve dertlen. Dertleri hazmetmek” bir boşalmadır, boşalmanın ardından neşe gelir, bir neşe ki dert tanımaz, dikenleri olmayan bir gül, baş ağrısı yapmayan bir şarap.”

“Çileler, dayanacağını düşündüğün sınırlarını kırar. Gönül yaralarımız, bizi dayanmaya, değişmeye, yeni yönlere hareket etmeye, bilinçteki gizlerle yüzleşmeye zorlar. Çileli zamanlarda, altüst olmuş, terkedilmiş ve perişan olmuş hissettiğinizde -acıların derinlerinde- huzura ve kutsal olana giriş kapısı vardır.”

” Eğer kainatın sınırları, önünde açılırsa (bir gül gibi), bunu minnettarlıkla karşıla, fakat durma! O seni denediği için, aramada inat et. Eğer sana sunulanla yetinirsen, senden kaçacaktır. Fakat O’nun kendisini kazanırsan (gülün kokusu) hiç bir şey senden kaçamaz. Şunu kesinlikle bil ki, O, sunduklarıyla seni sınamaktadır.”

“Bir şeyden ancak, o şeyin kendisi ile korunulur.

“Şayet bir Şeyh’e yüzeysel bakıldığında, o, avamın beklentilerine uymuyorsa, bil ki bu, yüzeysel düşünenleri uzak tutmak için yeterli bir yöntemdir.”

“Batıp gitmelerinin aya ve güneşe zararı var mı?

Sana gün batımı gibi gözüken, aslında şafağın ta kendisi” (Mevlana)

” Görüntü geçici, görüş kalıcıdır.”

“Eğer gerçekten öğrenmek istersen, birisi sana öğretmek için geldiğinde şaşırma.”

“Bütün manevi geleneklerdeki çeşitli ruhsal eğilimlerin hedefi ben merkezci bir bireysel aydınlanma değil, geçirilen eğitimin ardından topluma daha iyi hizmet verebilmektir.”

” Fakat mutluluk zaten insanların ideali değil mi?” diye sordu adam.

“İnsanın hedefi hakikattir. Hakikat mutluluktan da fazladır. Hakikat, insanı istediği hale  büründürür ve o insan için hiçbir hal farketmez” diye cevapladılar. “Bizler hakikatın mutluluk olduğuna dair kendimizi ve insanları inandırdık. Bundan dolayı sen şimdiye kadar mutluluk ve hakikati bir tuttun. Ancak mutluluk da, acı kadar tutsak eder.”

kaynak:  alticizilisatirlar.com
              aksiyon.com.tr



3 Eylül 2014 Çarşamba

İslam Tıbbında Ahlat-ı Erbaa ; İnsanı Meydana Getiren Dört Unsur, Mizaçlar ve Özellikleri





Evren “Anasır-ı Erbaa” olarak bilinen ve dört sır manasına gelen su, toprak, ateş ve hava unsurlarından meydana gelir.  Evrene makromozmos diyen islam felsefesi insana da mikrokozmos diyerek evrendeki ateş, su, hava, toprak elementlerinin insanda “Ahlat ı erbaa” (1) denilen dört hılt  kan, balgam, sevda, safra olarak bulunduğunu söylemiş. Hıltların karışımından oluşan insan bünyesine ise mizaç denmiştir. Her bünyede bu karışımlar değişik oranlarda bulunduğundan, insanların mizaçları da farklıdır. Bir bünyede hangi mizaç hâkimse bünye onunla anılmış. Safravi mizaç, sevdavi mizaç, demevi mizaç ve balgami mizaç gibi. Kan grupları da dörttür. Fakat hiç kimse tek başına ve tamamen şu veya bu mizaçtan olmuyor. Herkes, bu mizaçların belli oranda karışımından meydana geliyor. Bu mizaçların belli orandaki bileşkelerine göre eski hekimler 64 çeşit temel mizaç olduğunu ifade etmişler.

Eski tabipler insanları mizaçlarına göre ayırmışlar ve ona göre tedavi şekilleri uygulamışlar. Temel mizaçlar; Balgamî mizaç, Demevî mizaç, Safravî mizaç, Sevdavî mizaçtır.

Bu dört hıltın bedende kendine has yerleri vardır. Sevda, dalakta. Safra,  safra kesesinde. Kan karaciğerde ve balgam tüm bedende (lenf) saklanır.

Hastalıkların tedavisinde insanların mizacını mutedil ve vasata yakınlaştırmaya çalışılır. Örneğin eğer kişinin mizacı soğuk ve kuru ise ona sıcak ve nemli yiyecekler verilerek vasat ve mutedile yakınlaştırılır.  Bu dört hıltın insanın bünyesine göre denge hâlinde bulunması sağlıklı olmaya ve aksi ise hastalığa işaret eder [1].

Nemli mizaç, su oranının fazla olması. Kuru mizaç ise su oranının az olması demektir.

Dört Unsur   İnsandaki Karşılığı    Özellikleri    Mizaç Türü     Mevsim
      Su                 Balgam              Soğuk, nemli  Balgami Mizaç       Kış
   Toprak              Sevdâ                Soğuk, kuru   Sevdavi Mizaç    Sonbahar
     Ateş               Safra                  Sıcak, kuru    Safravi Mizaç         Yaz
    Hava               Kan                    Sıcak, nemli   Demevi Mizaç      Bahar




Evrenin ve insan bünyesinin esasını teşkil eden “anasır-ı Erbaa” nasıl ki sıcak, soğuk, kuru, nemli vs. özellikler taşıyorsa besin maddelerinin, bitkilerin de aynı özelliklere sahip olduğu düşünülmüştür. Böylelikle hekimler her zaman evvela hastanın mizacını teşhis etmişler ve devamında da bu mizaca uygun olan bitki ve ilacı belirlemek ya da terkip hâline getirmek yoluna gitmişlerdir.

Tıp imkanları günümüzdeki gibi gelişmiş olmadığından, ilaçlar veya devaların teşkili söz konusu bitkilerin taşıdığı maddelere göre belirlenmeyip daha çok onların sıcaklık, soğukluk, kuruluk vs. özellikleri ile hastalıklı bünye arasında bir münasebet oluşturmak biçiminde olmuştur[2]. Yüzlerce çeşit diğer bazı bitkiler gibi, eskiden hekimler gül’ü ve ondan elde edilen nemli, soğuk mizaca sahip kimi maddeleri, bazı hastalıklı bünyelerin dengesiz mizaçları için tedavi maksatlı olarak kullanmışlardır.

Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah, insanları çeşitli renklerin karışımından, benzer ve uyumlu şeylerle, zıtlarla, farklı ve karışık mizaçlarla, sıcaklık, soğukluk, nemli ve kuru olarak karar kıldı.”

“Mizaçları tanıma” bilimi, İslami tıbbın en önemli konularından biridir. Mizaçları tanımamak, fast food yiyecekler, zararlı ve yanlış beslenmeler el ele vererek ne sadece kendi toplumumuzu hatta tüm dünyanın mizaç dengesinin bozulmasına neden olduk. Öyle ki insanlar artık fiziksel hastalıklar ve ondan daha önemlisi ruhsal ve manevi hastalıklarla can çekişmektedir.

Her mizaç kendisine uygun yiyecekleri, ruhsal olarak da her biri kendine has davranışları gerektirmektedir.


Buradaki en önemli noktalardan biri farklı insanların, farklı mizaçlarla uyumu konusudur. Bu konu en fazla karı koca arasındaki uyum da kendisini göstermektedir. Eşlerin kendi ve birbirlerinin mizaçlarını tanımamaları, evlilik yaşantısında bir çok yanlış anlamaları beraberinde getirmektedir. Bu da nihayetinde boşanmalara kadar varmaktadır. Evlilik öncesi genetik testlere önem verildiği gibi eşlerin mizaçlarını da araştırmak ileride daha huzurlu bir yaşama sebep olacaktır.



***



Demevi Mizaçlıların Özellikleri; Davranış ve psikolojik açıdan yansımaları:



1- Edebiyat ve müziğe ilgileri vardır.
2- Şairlik yeteneklerine sahiptirler.
3- Doğaya ilgileri vardır.
4- Aşk ve muhabbet ehlidirler.
5- Gözü yükseklerde, hırslı ve isteklidirler.
6- İleri görüşlüdürler.
7- Hayır ve maneviyat ehlidirler.
8- Güzel ahlaklı ve güler yüzlüdürler.
9- Cesur ve yüreklidirler.
10- Yüksek riske sahiptirler. (riske eğilimlidirler)
11- Yüksek derecede özgüvenleri vardır.
12- Cömerttirler.
13- Çeşitlilik ve yenilik eğilimlidirler, tekrarlanan işlere ilgileri yoktur.
14- Genellikle düzensizdirler.
15- Özgeci, fedakar ve başkalarını düşünürler.
16- Yaz aylarında genellikle kendilerini iyi hissetmez ve halleri iyi olmaz.
17- Zeki ve yüksek hafızaya sahiptirler.
18- Cinsel arzuya ve yeteneğine sahiptirler.
19- Çevik ve enerji doludurlar.
20- Anlık mutsuzluk ve şekavet’e münasiptirler.

Demevi Mizaçların Deri ve Cilt Belirtileri

Yumuşak, nemli ve sıcak derileri vardır. Deri üzerinde büyük ve geniş gözeneklere sahiptirler ki bunun belirtisi iyi bir şekilde terlemeleridir. Ellerindeki damarlar açık ve belirgindir. Deri rengi buğday tenli (esmerimsi) veya pembemsidir. (gül rengine yakın) gözdeki beyaz kısım kırmızıya çalar. Gözbebeği kestaneye çalan koyu ve siyahtır. Saçı, sık ve esnektir. Saç rengi: siyah, koyu, açık ve genellikle sıktır.

Ağız tadı, sabahları tatlı olur. Ağızları az nemli ve az susuzdurlar. İştahları çok ve iyidir. Yemeklerin sindirim ve hazmedilmesi yüksek ve mide şişkinliğine maruz kalmazlar. Kabızlıkları olmaz. Tatlıya meyilleri az, tuzluya ise oldukça azdır. Turşuya istekleri azdır. Kötü ağız kokusu ve  kötü dışkı kokuları yoktur. Karınlarından kar kur sesleri gelmez. Soğuğa temayülleri yoktur, ancak sıcağa da istekleri azdır.

Demevi mizaçlar, beden hararetleri normale dönmesi için serin ve soğuk yiyecekler tüketmelidir. Nar, erik, salatalık ve sarıçalı suyu, yoğurt türü şeyler tüketmelidirler.
Demevi mizaçlar eğer tatlı ve şekerli yiyeceklerin yanında soğuk gıda ve yiyecekler tüketmezlerse bedende kaşıntı, sivilce, sıcak basmalar, huzursuzluk, ürtiker, kurdeşen, döküntü, isilik, yanmalı idrara çıkma, mide ekşimesi ve ağız aftı gibi şeylere maruz kalırlar.

Çoğunlukla demevi mizaçların hastalıkları sıcaklık ve nemin artmasıyla oluşur. Yani genel olarak vücuttaki kanın artmasıyla ortaya çıkmaktadır. Burada en önemli ilaç ve derman hacamattır. Çünkü sıcak ve nemli kana sahiptirler. Demevi mizaçlar için münasip rejim yemekleri soğuk ve kuru rejim yemekleridir. Soğuk ve kuru mizaca sahip olan mercimek gibi.

Demevi mizaçlılar hava, sıcaklık ve nemli olduklarından hücrelere besin ve oksijen ulaştırılması gerekmektedir. Eğer çok olursa ağzın tadı çoğalır –kafa ağırlaşır, uyuklar, duyular dikkatsizleşir, ağız suyu artar- dili nar salçası veya sarıçalı yemiş gibi kırmızı olur. Beden kaşınmaya, yağ bezeleri, sivilce ve içinde irin bulunan küçük deri kabarcıkları daha çok boyun ve kürek kemiği arasında çıkmaya başlar. Damaktan kan gelir, huzursuz ve tedirgin olur.

Sebep: haddinden fazla çok yemek kanı çoğaltır.
İlacı: Arpa, yemeklerden önce zeytin yağlı ve limonlu salata, yeşillik ve meyve tüketmek.

Demevi Mizaçlar İçin Zararlı Yemekler

Kızartmalar, yağlılar, pastane ürünleri ve suni tatlılar, çok yemek, acılı baharatlar, tuzlu yiyecekler, turşu çeşitleri (lahana, salatalık…) çok et, tere yağı ve kaymak, çok yemek, patlıcan, nişastalı yiyecekler, buzlu su, ayran, kola, yumurta, yemek arasında veya hemen sonrası sıvı içecekler, hurma, kuru tut, kuru üzüm, sos, salça, sirke, sarımsak, çay, kahve, neskafe, yoğurt, fast food türü yiyecekler.

Demevi Mizaçlara Faydalı Yiyecekler

Yemeklerden yarım saat önce ve iki buçuk saat sonra günde altı bardak serin su içmek, sarıçalı, marul, salatalık, meyve, özellikle kabuklu elma ve çekirdekleri, nar, yeşillik, arpa çorbası, taze limon, yemek öncesi salata, zeytin yağı, hububat (buğday, maş ve mercimek gibi) az miktarda bal, ham yiyecekler (meyve ve sebze), tut çeşitleri özellikle böğürtlen, kabak kompostosu, kanın doğal ve normal durumuna çabucak gelmesine sebep olan sarıçalı suyundan iki veya üç su bardağı içmek, az yemek, sadece kalorisi az olan yiyecekler tüketmek (haşlanmış ve buharda pişmiş sebzeler gibi) demevi mizaçlara ayrıca egzersiz ve spor tavsiye edilir.  

***
     
Safravi Mizaçlıların Özellikleri; Davranış ve psikolojik açıdan yansımaları:

1- Edebiyat ve matematiğe ilgileri vardır.
2- Şiddete eğilimli ve kötü huyludurlar.
3- Sonbahar ve Yaz mevsimini severler.
4- Bazen iradeli bazen de gevşektirler.
5- Bazen çok, bazen de az enerjilidirler.
6- Geçici manevi yeteneklere sahiptirler.
7- Sinirli, dikkatli ve kararsızdırlar.
8- Agresiftirler.
9- Huzursuz ve gönülsüzdürler.
10- Bazen başkalarının incinmesine ve dargınlığına sebep olurlar.
11- Bazı yönlerde kesin ve nettirler.
12- İlkelerine bağlı, düzenli ve hassastırlar.
13- Geleceği gören ve bazen de hayalperest olurlar. Karar almada dakiktirler. 
14- Hazırcevap ve zekidirler.
15- Bazen cömerttirler.
16- Cinsel arzusu yüksek, cinsel güçleri ise değişkendir.
17- Çok konuşkandırlar.
18- Bazen cesur, bazen de sakindirler.
19- Bazen aşık, bazen de serbesttirler.
20- Hızlı, çevik ve enerjiktirler.

Safravi mizaçların Deri ve Cilt Belirtileri:

Derileri kuru ve nemsizdir. Deri üzerinde büyük ve geniş gözeneklere sahiptirler. Ellerindeki damarlar bazen açık ve bazen de gizlidir. Deri rengi sarıya çalar. Gözün beyazı, beyazdır ama sarıya çalmaktadır. Gözbebeği kestaneye çalmakta ve eladır. Saçı, kuru, kalın ve belirgindir. Saç rengi, siyah ve hurma rengindedir. Safravi mizaçların genellikle saçları az olur.

Safravi Mizaçların Eğilim Belirtileri:

Sabahları ağızları acı olur. Genellikle ağızları kuru ve susuz olur. Safraviler az iştahlı olurlar. Yemeklerin sindirim ve hazmedilme derecesi yüksektir. Mide şişkinliği yoktur. Tatlı ve tuzluya eğilimleri olmaz. Genellikle turşuya meyillidirler. Kötü ağız ve dışkı kokusu yoktur. karınlarından kar kur sesi gelmez. Soğuğa eğilimli olurlar, sıcaktan kaçarlar.

Safravi mizaçlar için münasip rejim yemekleri, soğuk ve nemli yiyeceklerdir. Bu yiyeceklere örnek sirkeli salata çeşitleri, bitkisel yağlar.

Safravi mizaçlarda, genellikle hacamattan kaynaklanan mizaç düzelmesi ve ayarlanması görülmektedir. Renk ve yüzü öncekine oranla daha açık olur. Hacamatla iştahları artar ve hacamatın tekrarlanmasıyla yağlanarak şişmanlarlar. Safravi mizaçlar için uygun yiyecekler soğuk ve nemli olan maruldur. Safranın defedilmesi için faydalıdır. Balık, yoğurt ve genel olarak süt ürünleri, domates, narenciye, arpa suyu, ekşi mayhoş içecekler, limon suyu gibi yiyecekler faydalı ve gereklidir.    
 
***

Sevdavi Mizaçlıların Özellikleri; Davranış ve psikolojik açıdan yansımaları:

1- Hesap ve teknik konularına ilgileri vardır.
2- Donuk ve dar görüşlüdürler.
3- Bahar ve Yaz aylarına ilgileri vardır.
4- Duyguları ve mantıkları zayıftır.
5- Vasat ve ihtiyatlıdırlar.
6- Az enerjili ve işleri yerine getirmede istimrarlıdırlar.
7- Az bir oranda maneviyata meyillidirler.
8- Huzursuz ve her zaman düşüncelidirler.
9- Takıntılı, saplantılı, endişeli, kararsız ve gönülsüzdürler.
10- Riske eğilimsizdirler.
11- İntikamcı ve kincidirler.
12- Meczup olmazlar.
13- Cinsel arzuları çok, ama cinsel güçleri azdır.
14- Düşünce ve hayalleri çoktur.
15- Kötümser, hassas ve endişelidirler.
16- Düzenlidirler.
17- İçine kapanıktırlar.
18- Cidal ve tartışma ehlidirler.
19- Kurnaz ve dikkatlidirler.
20- İnatçı ve dik başlıdırlar.

Sevdavi Mizaçların Deri ve Cilt Belirtileri:

Kuru ve nemsiz deri ve ciltleri vardır. Deri üzerinde orta boy gözeneklere sahiptirler. Ellerindeki damarlar gizlidir. Deri rengi koyudur. Göz renginin beyazı, beyaz ve koyudur. Gözbebeği ela ve kahvedir. Saçları, kuru, kalın veya kıvırcıktır. Saç rengi, siyah mat ve buğdayımsıdır. Sevdavi mizaçlar da genellikle az saçlıdırlar.

Sevdavi Mizaçların Eğilim Belirtileri:

Sabahları ağız tatları tuzlu olur. Ağızları kuru ve az sulu olur. İştahları çok, ama az yerler. Yemeklerin sindirilmesi oldukça zayıftır. Mide şişkinliği oldukça fazladır. Kabızlık çekerler. Tuzlu ve tatlı şeylere eğilimlidirler. Turşuya meyilleri yoktur. Ağızları ve dışkıları kötü kokmaz. Karınlarından kar kur sesi gelir. Soğuğa eğilimleri olmaz, ama sıcağa eğilimleri vardır.

Sevdavi Mizaçlar İçin Münasip Rejim Yemekleri:

Sevdavi mizaçlar, soğuk ve kuru oldukları için soğuk ve kuru yiyeceklerden sakınmalıdırlar. Onun yerine bal gibi sıcak ve nemli besinler tüketmelidirler. Soğuk ve kuru besinler nem kaybına sebep olduğundan kabızlığın en önemli sebebidir.

Mevsimler arasında, sonbahar sevdavi mizaçlıların mevsimidir. Hacamat için en münasip ay da sevdaviler için sonbahar ayıdır.

Sağlık ve hijyen konularında tüy dökücülerin kullanılması sevdayı defeder. Elbette arsenik içerikli tüy dökücüler kullanılmalıdır. Bu kişiler için kepekli ekmek en uygun ekmektir.

Sevda’nın anlamı, siyah demektir. Sevda (sevdavi) mizaçlılar patlıcan ve mercimek gibi siyah şeylerin tüketiminden kaçınmalıdır, az tüketmelidirler. Sevda kemik üretimini sağlar. Başın zonklaması, sevdavi mizaçlıların baş ağrısıdır. Sese duyarlı olmak bedendeki sevdanın artışını göstermektedir ki başın zonklaması ve sese hassasiyetin çaresi kanın incelmesine sebep olan sirke tüketimi ile hacamat yapmaktır. 

Buz, sevdayı arttırır, dolayısıyla tüm mizaçlar ondan sakınmalıdır. (su, direk olarak soğutulmamalıdır) İslami tıp kitaplarında şöyle bir ibaret bulunmaktadır: “Eğer tabip sevda mizaçlıları razı edebilmişse, hüner etmiştir.”     

***

Balgami Mizaçlıların Özellikleri; Davranış ve psikolojik açıdan yansımaları:

1- Rasyonel, akılcı ilimlere ve matematiğe eğilimlidirler.
2- Hesaplayıcı ve ihtiyatlıdırlar.
3- Akıllı ve mantıklıdırlar.
4- Temkinli, ihtiyatlı ve bazen de korkak olurlar.
5- Ticarete yatkındırlar.
6- Pasif, münzevi, izole ve yavaş hareketlidirler.
7- Retrospektif ve geriye dönüktürler.
8- Narin, ince düşünceli ve hassastırlar.
9- Düzenli ve dakiktirler.
10- Depresyona münasip yapıdadırlar.
11- Riske münasip yapıda değildirler.
12- Uyumlu ve iradesizdirler.
13- İçe dönük (kapanık) ve menfi düşüncelidirler.
14- Muhabbet ve sevgiye ihtiyaç duyarlar.
15- Kinci ve hınçlıdırlar.
16- Unutkan ve zihin darlığı vardır.
17- Bir şeyi öğrenmeğe isteksizlikleri vardır.
18- Cinsel arzu ve güçleri oldukça azdır.
19- Bir çok konuda rahat, kaygısız ve tasasızdırlar.

Balgami Mizaçların Deri ve Cilt Belirtileri:

Deri ve ciltleri yumuşak ve nemlidir. Genellikle soğukturlar. Deri ve ciltleri ince gözenekli, az terlerler, ellerindeki damarlar gizlidir. Deri ve cilt renkleri beyazdır. Göz renklerinin beyazı beyaz ve uyuşuk. Gözbebekleri ise genellikle açık, renkli ve mavidir. Saçları ince, yumuşak, yalın, açık kahve rengi, sarışın ve sarı renklidirler. Balgami mizaçlıların da saçları genellikle azdır. Avrupa insanı bu tarife çok yakındır.
 
Balgami Mizaçların Eğilim Belirtileri:

Ağızları tatsız, nemli ve çok suludur. İştahları çok ve oldukça fazla yerler. Yiyeceklerin sindirim ve hazmedilmesi zayıftır. Mideleri gaz yapar. Bazen kabızlık çekerler. Tatlı ve tuzlu şeylere eğilimleri fazladır. Turşuya meyilleri yoktur. karınlarından kar kur sesleri gelir. Soğuğa temayülleri yoktur. Onun yerine sıcağa oldukça meyillidirler.
Eğer balgam kafada fazlalaşırsa aptallık ve ahmaklık oluşturur. Sebebi ise başta soğukluğun artmasıdır. Hafızanın arttırılmasını sağlayan tüm ilaçlar sıcak besinlerden hazırlanmaktadır. Kafada soğukluk (elbette soğukluk ve kuruluk) zirveye çıkarsa Alzheimer hastalığı oluşur.
Eğer kanda balgam olmazsa teneffüs yapılamaz.

Balgami mizaçlar soğuk şeyleri tek başına tüketmemelidirler, sıcak yiyeceklerle birlikte tüketmelidirler.
Bitkisel yağlar, tere yağı, kola, pirinç, inek eti, sosis, salam türü ürünler balgamı arttırır. Dolayısıyla balgami mizaçlar bu tür yiyeceklerden sakınmalıdırlar.

***

Sıcak ve Nemli Besinler: (Demevi, Hava, Kan, Bahar Mevsimi)
Süt ürünleri: yoğurt, tereyağı, taze inek ve koyun sütü. (her üçü de yerli ve köy ürünü olmalı)
Kavunun her çeşidi, acur
Meyveler: Ananas, kuru ve taze incir, üzüm, hurma, kaysı, kiraz, armut, tatlı elma, meviz (siyah kuru üzüm), ağaç kavunu[3], tut çeşitleri ve kuru üzüm.
Turpun her çeşidi, havuç, patates, şalgam.
Hububat olarak buğday ve fasulye çeşitleri.
Et: karides, yerli tavuk, ak ciğer ve kara ciğer, paça, kuzu, hindi, dil.
Badem, fıstık, kavun çekirdeği, susam.
Üzüm pekmezi, susam yağı, acı badem yağı, tahin, inek yağı, kuyruk yağı.

***
Sıcak ve Kuru Besinler: (Safravi, Ateş, Yaz Mevsimi)
Süt ürünleri: eski peynir.
Patlıcan ve yeşil biber.
Mango, ayva, zeytin ve Hindistan cevizi.
Pancar, soğan, sarımsak, arpacık soğanı.
Pancar yaprağı, yarpuz, nane, yeşil soğan, reyhan, tarhun otu, dere otu, çemen otu, ısırgan otu, lahana, tere, maydanoz, rezene, kereviz.
Hububat olarak: çavdar, nohut ve pirinç.  
Et olarak: geyik, ördek, bıldırcın, deve, horoz, deve kuşu, serçe, keklik, kebap ve kalp.
Kaju, (Hindistan bademi), acı badem, fıstık, çam fıstığı, kabak çekirdeği, ceviz, fındık.
Kekik, üzerlik, yeşil ve siyah çay, hardal, tarçın, biber, zerdeçal, zencefil, kimyon, kakao, safran, vanilya, çörek otu, tuz, kakule.
Bal, zeytin yağı, kızartma türleri.

***
Soğuk Ve Kuru Besinler: (Sevdavi, Toprak, Sonbahar Mevsimi)
Muşmula, erik, ekşi nar, ekşi elma, limon, greyfurt, ağaç kavunu, iğde, ahududu, sarıçalı, alıç.
Ravent, kişniş.
Hububat türü olarak: darı, kuru bakla, pirinç, arpa, mısır, mercimek.
Et türü olarak: inek eti, keçi eti, böbrek, sakatat.
Kenevir.
Sumak, nişasta ve kahve.
Sirke, kanula, mısır ve bitkisel yağlar.

***
Soğuk ve Nemli Besinler: (Balgami, Su ve Kış Mevsimi)
Süt ürünleri: taze peynir, kaymak, ayran, yoğurt.
Salatalık, kabak türleri, domates, karpuz ve balkabağı.
Çilek, erik, portakal, tatlı nar, zerdali, şeftali, tatlı limon (Türkiye’de pek bulunmayan bir çeşit tatlı limon), mandalina, kivi, nar suyu. Patates.
Ispanak, bamya, mantar, marul, yeşil fasulye, beyaz hindiba ve semizotu.
Hububat türü olarak: taze bakla ve bezelye.
Et türleri: balık çeşitleri ve koyun beyni.
Kabak çekirdeği, haşhaş, karpuz çekirdeği ve gülsuyu.


[1] - İslam alimleri insan bedeninin temeli olan dört maddeyi (kan, balgam, safra, siyah köpük/sevdâ) saydıktan sonra; vücudun bu maddeleri nasıl ürettiğiyle ilgili görüşler ileri sürer. Mesela kanı, uygun yiyecek ve içeceklerin oluşturduğunu; safrayı sıcak, latif, tatlı ve yağlı gıdaların oluşturduğunu vs. bir bir sayar. Neticede de insan bünyesindeki karışıklıkların, sıcaklık ve soğukluk oranları farklı olan bu maddeler nedeniyle doğabileceğini; hatta kötü düşüncelerin dahi bu dört karışımı harekete geçirebileceğini vurgularlar.
[2] - Bir ilacın sıcak ya da soğuk olduğu söylendiğinde burada, ne o ilacın temelde çok sıcak ya da çok soğuk olduğu, ne de insan vücudundan daha soğuk ya da sıcak olduğu kast edilmektedir. Aksi takdirde, söz konusu edilen istenmeyen bir sonuç ortaya çıkacaktır; ancak burada hazırlanan bir ilacın, kesin olarak insan vücuduyla aynı mizaçta olması gerektiği belirtilmektedir.” (ibn Sina)
[3] - Ağaç kavunu (Citrus medica), sedef otugiller (Rutaceae) familyasından meyvesi yenen bir bitki türü. Kalın ve sert kabuğu ile bilinir. Genelde bir süre saklandıktan sonra ya da hamur işlerinin içine katılarak tüketilir. Bazı kültürlerde meyve çayı yapımında kullanılır. Ağaç kavunlarının en çok yetiştiği yerler Akdeniz çevresi, Hindistan'ın bazı bölgeleri ve Güney ile Orta Amerika'dır. Ağaç kavunu yavaş büyüyen bir ağaçtır. 3 yaşına geldiğinde meyve vermeye başlar. Meyvesinin boyu eninden büyük genelde 12-15 cm arasındadır. Kabuğu kalın, sert ve kokuludur. Dış kabuğu üzerinde pürüz ve çıkıntılar bulunur.

Kaynak: Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA